13 Aralık 2013 Cuma

Allah'ın emri Peygamberin kavli ile, kızımız Arzu'yu oğlumuz Osman'a...

Hayatımda bu kadar heyecanlanmış mıydım? Hatırlamıyorum.
Çok sınava girdim.. Çok mülakata girdim... Topluluk önünde çok konuştum...
Hiçbiri böyle değil.

Görücüye çıkmak çok değişik bir "şey"
Gerçekten "şey" yani adını bilmiyorum ama var olan, nesnel bir varlık sanki. Somut yani.
Ben onun ailesiyle tanışmıştım, o benim ailemle tanışmıştı.. Görücüye çıkan kimse yok ama yine de adı bu. Zaten biz çıkmışız, gezmiş tozmuşuz, adını koymuşuz, iş sadece ailelerin resmiyetine kalmış ama gel de bunu o kalbine anlat!

Günler öncesinden hazırlıklara başlarken kendi kendime bir söz vermiştim. Dar anlarda çabuk agresifleşen ve parlayan bir yapım var. Stresten herkese bağırır çağırır, sonra üzülürüm. İşte böyle olmamaya karar verdim. Çünkü evlilik süreci, görücü gelmeleriyle birlikte ciddi olarak başlıyor, bunun arkasından sözü gelecek, nişanı gelecek, bohçasıydı şusuydu busuydu vs vs vs. ve bunların hiç biri Osi'nin umurunda olan şeyler değil :)  Ona kalsa, aynı gün içinde, gelsinler istesinler, söz olsun, nişan olsun hatta giderken alıp gitsinler falan diye düşünüyor benim sevgilim :) ve açık açık söyledi "Arzu tüm bunlara sadece sen istediğin için, sen mutlu olacaksın diye katlanıyorum bitanem" diye. Evet istiyorum ve evet mutlu oluyorum. O zaman stres yok! O zaman surat asmak yok! Herhangi bir sorunda hemen umutsuzluğa kapılmak yok! Yapabilir miyim? Evet. Yaptım zaten. Bugün kuaför koltuğunda otururken elektrikler gidip 45 dakika sonra geldiğinde sooooon derece rahat olmam bu sebeptendi. :) Zaten vakit vardı, bekledik. O ara diğer işlemlerim yapıldı.. sıra föne geldiğinde, kuaförüm başka bir salonda yapmayı teklif etti, tam dükkandan çıkmıştık ki, elektrik geldi ve geri döndük. İşte bu kadar. Gelmeseydi de problem değil. Çözülemeyecek sorunlar değil. Bu yüzden can sıkmaya gerek yok. Hoşuma gitti bu kararım.  Dur bakalım yapabilecek miyim?

Gece güzeldi. Osi, annesi, ablası, abisi ve yengesiyle geldi. Günlerdir gezip dolaştığım halde son gün bulduğum elbisem iyiydi, rahat hissettim kendimi. Saçımı da rahat edeceğim bi model yaptık zaten. Fotoğrafı yarın eklerim.. Osi takım elbisesi içinde çok şıktı. İki ailede birbirini ilk kez gördüğü için arada sessizlikler oldu ama genel olarak iyiydi. Kimi zaman kahkahalı geçen güzel bir geceydi. Menüde annemin meşhur ıspanaklı böreği, mercimek köftesi, çerkez tavuğu ve benim yaptığım damla çikolatalı kurabiyeler vardı. Arkasından da annemin yaptığı gül tatlısını çıkarttık. Osi  11 tane kırmızı gül getirmiş bir de söz çikolataları... Henüz yüzük takmadık. Yüzük merasimi için teyzemlerinde olmasını istiyorum. Söz nişan merasimi bir olacak sanırım. Onu da fazla uzatmayız.

Haydi bakalım, darısı isteyen herkesin başına...


7 Aralık 2013 Cumartesi

Barışalım mı?

O kadar uzun zaman olmuş ki girmeyeli, şifremi unutmayı geç, hangi mail hesabımdan girdiğimi bile unutmuşum. Rezalet..

Yazmayı sevmediğimden değil, çoğu zaman kendim yazıp kendim okuduğumu düşündüğümden ve bir de istikrarlı olmamamdan kaynaklanıyor evet. Bir hevesle başlayıp yarım bıraktığım o kadar çok şeyim var ki benim...

Al işte, bukle mesela.

Ne oldu? Açtığım gibi kapattım. Hemde birdenbire. Yeni malzeme siparişi vermeyi düşünürken, koli toplamaya başlayıverdim. Fikir yanlış mıydı? Hayır. Ama dışardan bakmakla içine girmek çok farklı işte. Yanlış lokasyon, hedef kitlenin dışında kalman, artık neredeyse tüm ev kadınlarının pasta yapıp çocuğunun sınıfına götürmeye başlaması ve oradaki tüm potansiyel müşterileri hemen hemen toplaması, kalitesiz malzemeyle fiyat düşürenler, belediyelerin evrak işlerinde tonla para kaldırması, sermayenin kısıtlı olması vs vs vs o kadar uzar ki bu liste.. olmadı işte. Denedim ve olmadı. En azından bunu diyebiliyorum. Denedim ve olmadı. Denemeseydim içimde kalacaktı. Şimdi bir cafeye girdiğimde daha farklı bakabiliyorum her şeye. Cafe işletmek gerçekten çok ayrı bir olay. Başka bir meslek. Ekose örtüler ve çiçeklerle iş bitmiyor yani. Arka tarafta kaynayan muhasebe kayıtları, maliye evrakları, gelir- gider tabloları işin ciddi kısmı. Bende pembe gözlüklerle başlamamıştım tabii ki, zorluğunu biliyordum az ya da çok ama ticaret denen şey, okulda öğrendiğimi sandığmdan çok farklı.

Ben sanat kısmında yer almak istiyorum. Kimse beni rahatsız etmesin, ellemesin, ben sadece model çalışayım. Bunların hesabını yapan, pazarlayan başkaları olsun. Ruhum emekçi sınıfındanmış meğerse..

Neyse.

Blog fırtınası diye bir şey başladı, twitter, instagram sayesinde unuttuğumuz bloglar sanki tozundan arınıyor gibi şimdi. Çok sevindirici! Hayır ben 30 gün boyunca her gün yazabileceğimden emin değilim. Aralık ayı çok enteresan geçiyor benim için, haftaya isteme falan durumları var, hemen arkasından söz- nişan aman aman! Yarım bırakmak istemiyorum artık, o yüzden hiç başlamıyım daha iyi.. Ama sanki bende barışabilirim blogumla gibi.. dur bakalım.

Sevgiler
Bukle

31 Ağustos 2012 Cuma

Bukle'den Süslü Kurabiye Çekilişi!

Merhaba Arkadaşlar!

Uzun zamandır yapmayı planladığım fakat yoğunluktan bir türlü hayata geçiremediğim projemle karşınızdayım :)

İzleyicilerimden bir kişiye 10 tane şeker hamuruyla süslenmiş kurabiyelerimden göndermek istiyorum. İlk defa hediye göndereceğim için heyecanlıyım. İlk ama son olmayacak ;)



Sizlerden ricam facebook sayfamı  beğenip arkadaşlarınıza önermeniz.

Sayfamı beğenen arkadaşlarınızın isimlerini, kendi isminizle birlikte bana facebook üzerinden mesaj atarsanız, bukle@bukle.org adresinden mail atarsanız ve ya buradan yorum yazarsanız, bende listeme ekleyebilirim... En çok arkadaşını yönlendiren kişi kurabiyelerin sahibi olacak. En çok arkadaşını getiren kişiler eşitse aralarında çekiliş yapılacak :) Sınır yok! Şimdiden herkese bol şans! Kurabiyeleri istediğiniz şekilde süsleyip adresinize kargoyla göndereceğim arkadaşlar! Son katılım tarihi 29 Ekim!



9 Ağustos 2012 Perşembe

Bukle'ye bir iki!

Biliyorum... biliyorum... insan aylarca bloguna uğramaz mı? Hiç özlemez mi? Merak bile etmez mi aaa?

Hepsi var. Uğradım aslında gizli gizli ama kısa süreliğine. Takip ettiğim bloglara bile çok üstün körü bakabildim maalesef..

Öyle bir koşturmacanın içine giriyorsunuz ki bazen, hele ki bu koşturmanın ilk dönemlerinde, henüz hiçbir şeyi oturtamamışken, sadece yemek yiyen, uyuyan ve geri kalan zamanda da bir şeylere yetişmeye çalışan biri olup çıkıyorsunuz.

Dükkana geçtiğim dönemde annem Ayvalık'a gitti ve ben hem ev hem de iş arasında kalıverdim. İlk zamanlar yalnız olmamın getirisiyle biraz daha rahatlamışken, sonra babamın geri dönüşü ile resmen evli ve çalışan bir kadın olup çıktım. Evli diyorum, bir erkeğin arkasını toplamak ne zor işmiş canlarım! Mutfağı topla, odaya geç, o sırada mutfağa girsin bişeyler yapsın, git tekrar mutfağı topla. Evi temizle, yemek yap.. Çamaşır, ütü.. Kendine ayıracağın vakti uykundan çalabiliyorsun ancak.. Akşamları yatağımda radyo dinleme keyfim bile çok kısıtlı sürelere indi. Erken uyumalıyım çünkü erken kalkıyorum ve dükkana gelip burada çalışmaya başlıyorum falan..

Şikayet etmiyorum, zorlanıyorum sadece :) Bu yüzden ne doğru dürüst internete girebiliyorum, ne doğru dürüst hobilerime vakit ayırıyorum.. Neyse zamanla herşey daha çok düzene girdi. Bir gece önceden diğer günün yemeğini yapıyorum mesela. İşten geldiğimde sadece salata ve sofra kurması kalıyor. Biraz da çok yaparsam iki gün idare ediyor bir tencere yemek. Çamaşırlar yıkandığı gün ütülenirse hem çok kırışmıyor, hem de insanı gözünde çok büyümüyor.. böyle böyle şeyler işte :)

Dükkan ne durumda derseniz eğer, iyi valla ellerinizden öper. Henüz bir çivi dahi çakılmadı, bunun sıkıntısı ve stresi içindeyim :) hala tanıtım yapmaya çalışıyorum, ticareti öğrenmeye çalışıyorum, kazık yememeye çalışıyorum, sipariş almaya çalışıyorum falan filan :)



Umut verici şeyler olmuyor değil. Umut demişken, umut ne kadar güzel bir isim değil mi? Umut verici bir isim.  evet. umut yani..


Neyse bir daha ki yazıya :)

Öperim hepinizi!

31 Mayıs 2012 Perşembe

Bukle

Öyle mutluyum ki!
Yapması zor değil herkes yapabilir. Ama benim yapmam zordu işte! Yani iyi olsun istedim, özendim çok özendim. Bir ara web tasarımcıdan şifreyi aldım, yemin ederim saatlerce uğraşarak (önce menüyü çözdüm tabi, ne anlarım ben site yapımından yaa) oturdum tek tek düzenledim. Adamcağız da benim bozduklarımı tekrar düzeltti sağ olsun :)) ama benim ne istediğimi benden daha iyi kim bilebilir ki? Nasıl anlatabilirim ki? En iyisi alıp yapmak işte :)))

Neyse dükkan tadilata girecek sonbahara doğru (pastaneye benzeyecek o zaman) umarım o zaman fırçayı, malayı elime alıp, ustayı kenara oturtup "bak abi ben böyle istiyorum" demem :))))

Kendi işim ya, neden uğraşmıyım ki? Yorulsam ne olur ki? Dinlendim geçti işte.

Bugün dosta düşmana sitemi tanıttım blog. :)) Bir de facebook sayfası açmıştım, onu da tanıttım.. bir sürü yere mail attım, eşime dostuma anlattım.. Yeni öğrenenler oldu, şaşıranlar oldu, "uzun zamandır bekliyorduk" diyenler oldu.. güzel tepkiler aldım hoşuma gitti :)

sana da haber vermek istedim! buradan bundan sonra pastalarımı tanıtacağım siteme ulaşabilirsiniz. Umarım güzel etkinliklerin haberleri yer alacak. Facebook üzerinden ise buradan görebilirsiniz.

Burası ise benim özel dünyam. Çoğu kişinin bilmediği yerim. Her zaman var olacak, rahatça saçmaladığım, utanmadığım mekanım olarak kalacak.

Ben pastanemin sitesini açtım blog! Hani çok değil iki üç ay önce açamıyorum diye ağladığım, karamsarlığa kapıldığım pastanem.....

Teşekkür ederim... Destek olan her her herkese :)


27 Mayıs 2012 Pazar

Dükkan

Merhaba blog,
Naber napıyorsun diye sorsam sende cevap versen iyi olurdu :)
Aslında yeni tarif girmek istiyorum, bu ara baya fazla cupcake yapıyorum dükkanda. Mini boylar ya da tam boylar, çikolatalılar falan filan.. Komşuların çocukları pek sevdi bu işi :)) Ne versem yiyorlar ve eleştirmiyorlar pek mutlu oluyorum :)

Evet konumuz eleştiri :)
Cumartesi günü yani dün, tekrar cupcake yaptım, üzerine de yeni bir krema denedim. Fotoğrafta tam istediğim gibi duruyordu, kağıt gibi. Keskin, net. Göstereyim:


İstediğim krema tam bu şekilde olmalı. sıktığında kıvrımları belli olacak kadar sert bir krema olmalı. Ya o kadar çok tarif denedim ki!!! Neler denedim!! Gerçi bu sefer tam olacak gibiydi blog.. Tarif şuradan. Benmaride yumurta akıyla şekeri çırpıyorsun, sonra benmariden alıp çırpmaya devam ediyorsun, beze kıvamına geldiğinde azar azar yağı ekliyorsun. O yağı eklemeyeydim iyiydi.. Yağdan önce sertti, yağı ekledim  bıraktı kendini.. Sulu bişey oldu!! Dolaba attım toplamadı. bilmiyorum bir türlü bulamadım şu tarifi..

Krema sertleştirici mi kullanmak lazım acaba.. Katkı maddesi de kullanmak istemiyorum gerçi ama...

Neyse attım o kremayı ben. Süt kremasına pudra şekeri ekledim onu sıktım, çocuklar yine beğenerek yediler. Canlarım benim! :))

Babama yutturamadık tabi.. Babam İstanbul'da bir süreliğine.. Dükkanda kelimenin tam anlamıyla HER ŞEYE karışıyor. Sürekli eleştiri durumları.. Biraz sıkıldım galiba. Biraz kelimesi fazla oldu galiba :))

Beni mi deniyor, eleştirdikçe hırs yapacağımı mı sanıyor, dükkana yerleştiğim için intikam mı alıyor? Bilmiyorum :)

Bu durumdan pek hoşnut değilim. Sayılı gün olduğunu bildiğim için üstelemiyorum. :) Sonbaharda Ayvalıktan kesin dönüş yaparlar, o zaman halimiz ne olur bilmiyorum :))) Neyse daha var!

Dükkan aynı blog bildiğin gibi. Butik pastaneye benzemiyor, daha çok zeytinyağı satılan bir yer şu an. Hayal ettiğim gibi değil, öyle olması kolayda değil zaten biliyorum. Zamanla olacak. Her şey maddiyata bağlı sonuçta, bir anda olmuyor. Ufak ufak dokunuşlarım oluyor işte. Amaan açtım ya! gidiyorum ya! :)

Site hala yayına giremedi. Bu  haftaya yetişmesi için sıkıştırıyorum, bakalım..

Dükkanın açılış aşamalarını, çektiğim sıkıntıları, başardıklarımı, siparişlerdeki korkularımı anlatacağım yer burası.. İlerde, her şey rayına oturduğunda açıp okuyacağım tekrar tekrar.. Bu günleri unutmak istemiyorum. İlk adımlarımı yeni yeni atıyorum blog. Çok zor ama güzel. Tatmin edici.. Biraz müşterim olsa daha da iyi olacak inşallah :)

Öperim

17 Mayıs 2012 Perşembe

İlk!

Selam blog,
Uzuuuuuuuuuuuun aradan sonra geldim biliyorum. 
Bir çok şey değişti bu arada hayatımda. 
Yoğun dönemlerim oldu. 
Güzel gelişmeler oldu! 
Kötü gelişmelerde... 

Artık çalışan bir kadınım ben. Aslında çok coşkulu bir yazı yazmam lazım buraya ama neden bilmiyorum pek hevesli değilim buna. Güzellerin yanında kötülerde olduğu için olabilir. 

Şu an zeytinyağı ve mamülleri satan bir dükkanım var benim, siparişle kurabiye ve pasta da yapıyorum. Bu dükkanda şu an bangır bangır Metallica - Day that never comes çalıyor şu an. Konsepte ters olabilir :) Bugün canım böyle istiyor. :)

Evet dükkanımı açtım ben!



Öyle ya da böyle dükkanımı açtım yani. :) Hep hayalini kurduğum dükkan.. Şu an istediğim kıvamda değil ama babamdan devraldığım günden bu yana baya değişiklik yaptım. Yavaş yavaş daha da iyi olacak. 

İlk pastamı yaptım!! İlk gerçek pastam yani. İlk kez yapıp, yiyemediğim pasta. Nasıl kesildiğini bilemediğim pasta, içi nasıl görünüyordu sadece tahmin edebildiğim pasta. Hatta itiraf etmek gerekirse, tamamladıktan sonra bakıp bakıp çok beğenip, vermeye kıyamadığım, verdikten sonra da biraz hayıflandığım pasta :))  

Daha hazırlamadan önce kafamda kurarken, nedense sürekli düşüreceğimi düşündüm. Ciddi ciddi korktum, kendi kendime panikledim.. Ellerim titredi sürekli, ya yapamazsam diye hayıflandım, küçük bir kız çocuğunun partisi mahvolursa çok üzüleceğimi anladım. Hamur karıştırma kabımı çıkardığımda, tarifi uygulamaya başladığımda her şey geçti. Çok tuhaftı. O an kendime güvendim işte. Seviyorum bu işi dedim, ne kadar kötü olabilir ki? 




Ufak tefek aksaklıklar dışında kötü bir olay yaşanmadı. İyiydi. İlk pasta maceram umduğumdan kolay geçti. :) 


Anneler gününde komşu çocuklarına kurabiyeler yaptım. Hepsi birbirinden kopya çekerek "canım annem" yazdırdı kurabiyelere :)) Tek tek paketlerken, etiketlerini hazırlarken kendimi çok iyi hissettim. O minik eller hevesle paketi aldığında, dikkatli dikkatli evine taşıdığında çok çok iyi hissettim :) 

Ardından tanıdığımızın gelininin doğum haberi geldi. Kurabiyelerini hazırlamamı istediler. Anında kabul ettim! Biberon ya da bebek arabası çok bilinen modellerdi, kendime de çok güvendiğim için (!) gittim bol ayrıntılı, el oyalayan ama hakkını da veren bir model seçtim. Minik minik melekler hazırladım o melek için. Etiketlerine 17.05.2012 tarihini basarken, daha o günün gelmediğini, o bebeğin doğmadığını düşündüm. Bir melek için hazırlık yapmak ne kadar harika bir duygu dedim kendi kendime.. İyice özendim, sabah çok erken uyanıp dükkana gelmek için yola koyulduğumda ne yorgunluk vardı bende, ne de trafikte küfreden otobüs şoförünün sevimsizliği... Dün akşam kutuyu anne adayına teslim ettiğimde, heyecanla açtı ve çığlık attı. Oturduk ağladık karşılıklı.. Hadi o heyecandan, mutluluktan falan ağladı. Ben neden ağladım anlamadım :))  Sanırım bu kurabiyeleri de vermek istemiyordum :))




İnternet sitem sanırım bugün hayata geçecek. Fotoğrafları siteye link olarak vereceğim. Şu anda foto yok bu bilgisayarda. Siteyi de bir iki kez buradan tanıtacağım. Burası benim kendi dünyam. Bir çok tanıdığımın bilmediği, bilmesini istemediğim platform. Burası bana özel kalsın.. 

İşte günlerim böyle geçti. Çabalıyorum, koşturuyorum, etrafı tırmalıyorum sürekli, emeklerimin boşa gitmeyeceğini de biliyorum, buna çok inanıyorum. İlk adımlarımı atmaya başladım, henüz çok güvenli ve sağlam olmuyor tabii ama gün geçtikçe daha kararlı olacak biliyorum. 

Güzel gelişmeler değil mi? Bir gün dükkanımın da fotoğraflarını koyarım :) 



Görüşmek üzere blog.. Fotoğrafları akşama eklerim. Güzel bir gün olsun.. 

Bukle

31 Mart 2012 Cumartesi

Peynirli Muffin

Şimdi kalkıp yapsanız, yarım saat sonra sıcacık muffinleriniz olur benden söylemesi!

Malzemesi az, zaten klasik malzemeler.. çeşitlendirmeye çok müsait ( evet bu cümlenin anlatmaya çalıştığı şey, buklenin her türlü malzemeyi katarak yeni denemeler yapacağıdır)

Hafif, pufidik, böyle yumuşak yumuşak, dolu dolu pek güzel muffinler oldu bunlar blog!

Fotoğrafları kötü çıkmış olabilir ama gerçekten denemeye değer.

Malzemeler:


  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı süt (ben 1 bardak yoğurt koydum) 
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 3 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • tuz (arzu edilen miktarda)
  • beyaz peynir, dereotu (zeytin ve kekikte eklenebilir bence)  (hatta kenarda kalan kurumuş kaşar peyniri parçaları, tulum peyniri parçaları ufff çok yakışır)
Klasik muffin mantığıyla, yumurtaları çırpmaya başlıyoruz. Fazla köpürtmeye gerek yok, biraz çırpsanız yeter. Süt ve sıvı yağı ekliyoruz. Biraz çırpıyoruz. 

Un, tuz ve kabartma tozunu ayrı bir kaba eliyoruz. Tuz miktarı kişiye göre, peynirin tuz oranına göre değişecektir. Sonra elediğimiz bu karışımı, sütlü karışıma ekleyip karıştırıyoruz.  Peynir ve dere otunu eklediğimizde hamurumuz tamam demektir. Muffin kalıplarımıza doldurabiliriz. Hamuru hazırlamaya başlarken 170 derecede fırını ısıtıp, tepsiyi fırına atarken ısıyı 150 derece civarına düşürüyoruz, kürdanımız temiz çıkana kadar pişiriyoruz. Afiyetle :) 



25 Mart 2012 Pazar

Bazen

Çığlık atarsın ama sesin çıkmaz bazen..


Eski sevgili nişanlanmış bu gece :) 

22 Mart 2012 Perşembe

Siz hiç çiğ köfteyle beyaz şarap içtiniz mi?

Sabahtan beri saatin 17:00 olmasını bekledim. 17:00 dedin mi araba gelecek ve çıkacağım. Kıyafetim ve saçım bir gün önceden denendi, onaylandı, hazır. Önce arkadaşım Ebru'yu evinden alacak, oradan da Levent Köşebaşı'na geçeceğim, O'nunla buluşmaya..



Saat 16:00 olana kadar sağa sola yayılan ben, bir anda apar topar makyaj yapmaya başladım, hemen üzerimi değiştirdim,  saçımı yaptım ama beğenmedim, hangi ayakkabıyı giyeceğime karar veremedim, arabanın gelmesine 5 dakika kala, saçıma abuk bir şekil vererek ve topuklu ayakkabıları çıkarıp çizmeleri çekerek fırladım! 

Hiç güzel olmadım.

Trafik berbat durumdaydı, güç bela yetiştik. 

Mekana girdiğimde kapıda duran bir kaç kişiye gözüm ilişti, bir kadın.. Uzun boylu, zayıf, narin.. Kısacık saçları, boynundaki çiçeği, gülümseyen gözleri.. Ayşem Öztaş... Benim her platformda takip ettiğim, bir sürü tarifini denediğim, abuk sabuk yorumlar yaptığım, sorular sorduğum ve hep kibar cevaplar aldığım kadın.

Valla ne yalan söyliyim, bu geceye katılmakta temel sebebim oydu. Şarap içmesini çok severim, beyaz şarapla çok haşır neşir değildim ( bu geceye kadar) fakat kırmızı şarap gerçekten her durumda içilecek bir içkidir benim için. Ama benim bu gece orada olmamın ennnn büyük sebebi Ayşem Öztaş'la, yani benim Ayşem Hocamla tanışmaktı. Tanıştım! Öptüm bile! Ve sonra eşine dönüp ne dedim, "Ben sizi de tanıyorum!!"   yani söyleyecek söz bulamıyorum, heyecanlandığım anlarda şöyle saçmalamasam ne kadar iyi olacak...

Neyse efendim, uzun lafın kısası, Buzbağ Şarapları'nın düzenlediği Efsane Gurmelerini Arıyor yarışması kapsamında düzenlenen geceye katılmaya hak kazandım. Çok sevgili sevgilim bir gecesini bana ayıramayınca arkadaşımla katıldım. Süper yemeklerle inanılmaz şarapları deneyimledik, çok güzel bilgiler alarak ve kocaman gülümseyerek erkenden ayrıldık! (ayrılmak zorunda kaldık)





Çiğ köfteyle şarap içtim ben bu gece! Gavurdağı Salatasıyla! Lezzetli kebaplarla.. 

Toplamda 5 şarap denedik, şarap kadehini tutmaktan başlayıp, nasıl koklayacağımıza, nasıl tadacağımıza kadar çok güzel bilgiler edindik. Rezerv gerçekten çok güzeldi, daha önce denememiştim.. En kısa zamanda alınmalı ve saklanmalı.. Zaten 15 yıla kadar yıllandırılabiliyormuş fakat bizde 15 sene saklanacağını zannetmiyorum.. :)





Otururken yaptığım hatadan dolayı Ayşem Hocamla aramıza mesafe girse bile, uzaktan hayran hayran bakmama mani değildi hiçbir şey.. Konuşması, şakaları, muzip halleri.. 10 numara ya, tam aklımdaki gibi. Ne düşündüysem o çıktı karşıma... Elimde makinem olmasına rağmen fotoğraf çektirmediğime yanıyorum.. Neyse ki sertifikamı alırken çektiler, o fotoğrafı bulmam lazım! Buzbağ Şarapları'nın Facebook sayfasından şöyle bir fotoğraf paylaşayım sizlerle, Ayşem Öztaş , bize gerçekten çok güzel bilgiler veren Kayra Wine Center Eğitim Müdürü Ayça Budak ve Ahmet Bey



Biscottiler hazırlamış bizlere, kart yazmış, adımızın baş harflerini yapıştırmış.. Arkadaşıma eşinden sürekli telefon gelince erken kalkmaya mecbur kaldık, ilk kalkan biz olduğumuz için herkese ilan edildik :))) İlk sertifikasını alan ben oldum, güzel bir de fotoğraf çektirdik :) Hele sertifikamı aldıktan sonra bir de sarılmışım doya doya daha ne olsun be blog :)



Çok güzel bir geceydi, emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.. Buzbağ ve Kayra Şarapları gerçekten güzel bir organizasyona imza atmışlar, bunun yanında çok sıcak insanlar, ortam gerçekten samimiydi, yemekler çok lezzetliydi, şaraplar çok çok güzeldi..

Sohbetlerimden öğrendiğim kadarıyla, bu tarz tadımlar ve daha kapsamlı eğitimler sık sık yapılıyor. Facebook üzerinden Buzbağ ve Kayra Wine Center sayfalarından haberdar olabilirsiniz. En azından ben böyle yapacağım. :)

Yani benim için ilkti, son olmayacak :)

11 Mart 2012 Pazar

Who won?

Selamlar blog,
Beylik laflar edip, kendi kendime gaza geldiğim pasta yapma maceramda ebemin bale pabucunu görmüş olarak karşınızdayım.

Cesaretimi kutluyorum, gözü kara olmak güzel bişey fakat dün doğum gününde uydurduğum hiçbir şeye iltifat edilmedi :))

Tarifler elimdeydi, tarifleri birebir uygulasam sorun da çıkmayacaktı ama nerden geliyor bu bilmişlik, bizde genetik mi, özgüvenim fazla mı yüksek? ben anlamadım. Tek bildiğim, bu huyumdan vazgeçmem gerektiği..

Pastalarımın keklerinde genellikle pudingli kek tarifimi kullanıyorum ve sonuç mükemmel. Özellikle kakaolu pastalarda gerçekten iyi sonuç veriyor. Ama ben sürekli pudingli kek yapmak istemiyorum. Normal reçetelerim olsun derdindeyim, yeni tairfleri denemeyi seviyorum. Bu şekilde, bana en çok yakışan tarifi bulabileceğimi düşünüyorum.

Adresim Cafe Fernando oldu. Daha önce pastasını yaptım, adam inanılmaz ayrıntılı anlatıyor, yapılış zor olsa bile bir anda kolaycacık uygulanıyor. Yine aynı siteye gittim.

Pastalarını araştırdım, çikolatalı ve çilekli pastasını yapmaya karar verdim. Zaten yeğenim "çok çikolatalı olsun" diye tutturmuştu, verilecek en iyi karar bu pastaydı. Hatam, kekin tarifini burdan alıp, ara krema ve üst kaplamasını yine aynı siteden limonlu butter cream tarifini yapmak ve çok biliyorum ya (!!) o kremadan da limon suyunu çıkartmak oldu.

Yani çikolatalı kek olacak, arasında buttercream olacak, üstü de aynı kremayla kaplanacak. Bu krema bu keke yakışır mı, soran yok!

Yakışmadı abi. Krema zaten krema gibi olmadı. Nasıl yani, şöyle, hep internette gördüğüm, tarifini bir türlü bulamadığım, kar gibi, köpük gibi, yoğun kıvamlı o kremalara benzemiyordu, kekin üstünü kaplarken alttan hep çikolatalı kek gözüktü. Adamın suçu yok,  zaten yazısında böyle bir iddiası yok!! limonlu pastasının üstüne krema sürmüş ama hindistan cevizi ile güzelce kapatmış. Zaten çikolatalı kekle kullandığı krema da çikolatalı.. bu krema bile değil!!

Neyse uzatmıyım.
Kekin üstü güzel kaplanmadı. Dolaba attım. Moralim bozuldu. Ukalalığıma kızdım. Pasta yapmasını bilmeden, dükkan hayallerine kapılmama kızdım. Gittim yattım.

Uyuyamadım, kalktım. Bir şekilde pastayı güzelleştirmem gerekiyordu. Eski dostum krem şantinin kollarına koştum. Kremayı pastadan sıyırıp, önce beyaz şantiyle kapladım. Sonra da pembe gıda boyası ekleyerek süsler yaptım. Sonuç: nispeten sevimli bir pasta çıktı.

Gel gör ki, kallavi bir akşam yemeğinden sonra pasta servise çıktığında, hem yoğun çikolatalı kek, arada çikolata parçaları, dışta iki kat krem şanti olunca inanılmaz ağır fakat lezzetli bir pasta olmuştu.

Krem şantiyi sıyırıp afiyetle lüplettik.

Bu pastadan çıkarılan ders 1: en kısa zamanda pasta kursuna gidip, bu işi profesyonel birinden öğrenmek
2: tarifleri kafana göre parçalamak yerine, bire bir uygulamak!



10 Mart 2012 Cumartesi

4 tarif var teker teker geliyorlar!

Selamlar saygılar!

Ölmedim yaşıyorum, fotoğrafları hazır olduğu halde bloga girmediğim yazılarım var, tembelim kabul ediyorum..
Birazcık kendi hayatımı yaşamaya karar verdim. Dükkanımı açmak için kursa gidiyorum, yakın zamanda pasta kurslarım da başlayacak, annem bana kek kalıbı aldı!! falan filan seviniyorum.

Cafe Fernando'dan harika tariflerim vardı, onları yaptım, 8 mart yeğenimin doğum günüydü ama hafta içi olduğu için kutlayamadık. Bu akşam misafirler olacak ona hazırlandım.


  1. Buzlukta "en iyi çikolatalı dondurma" var.
  2. Hayatımda ilk kez "koyulaştırılmış süt" yaptım, hatta tattım.
  3. Yine Cafe Fernando'dan tarifini aldığım çikolatalı kekle yaptığın pasta var. Pasta konusunda başıma gelmedik kalmadı, hepsini ayrıntılı anlatacağım.
  4. Pinterest'te fotosunu gördüğüm ama tarifine ulaşamadığım, renga renga rengarenk lolipop gibi kurabiyelerden yaptım,  fotoğraftakiler daha güzel gözüküyordu kabul, ama tadı güzel oldu.


Bu kadar. :)

Hepsini ayrı postlar halinde gireceğim. Güzel tarifler var bence sizde deneyin..

Öptüm teker teker :)

22 Şubat 2012 Çarşamba

İlk sipariş?

Arkadaşımla ayak üstü sohbet ederken konu döndü dolaştı pastalara geldi..
"Ücret karşılığı pasta yapmayı düşünür müsün?" dedi
Bende "yaparım tabi" dedim
Sonra pasta hakkında konuştuk.. Temmuzda evleniyormuş, düğün sonrasında kutlama yapmak için bir tane, bekarlığa veda partisi için ise bir tane daha pasta istiyormuş.. Fikir alıyormuş şimdiden..

Daha ortada doğru düzgün malzemem yokken pasta siparişi alırmışım ben blog..

Daha krema yerine krem şantiyle pasta kaplıyorken..

Dur bakalım.

21 Şubat 2012 Salı

Sıçtığımın resmidir

8 Mart küçük yeğenimin doğum günü.

"Arzu Teyze pastamı sen yapar mısın?" dedi. Bana sorulacak en güzel soru bu zaten dimi :)
"Nasıl bir şey istersin?" dedim. Nasıl da kendime güveniyorum ama!!
"Hani bilgisayarda (pinterest) hep pasta resimlerine bakıyosun ya sen, hani çok güzel gözüküyorlar, onlardan yap bana."
"eeööö şimdi o şöyle bir konu hayatım, öhhö! öhömm!! yani eee..."

Hangisini istiyor biliyor musunuz?

Hangisi?


Bunu istiyor!!! İçi de çikolatalı olacakmış.. Yaparım ki dimi? yaparım ya.. Hı?

18 Şubat 2012 Cumartesi

Peçete'nin minik kurabiye sandviçleri imdada yetişir...

Misafir ağırlamasını seviyorum.
Bazen sıkıcı misafirler geliyor ama zaten benim için değil, annemleri görmek için geliyorlar :)

Benim mutlu olduğum taraf, misafir bahanesinin arkasına saklanarak unlu mamullere dalmam :))

Tabii ki, önceden haber veren misafirler için geçerli bir durum bu.

Peki ya aniden telefon açanlar? Hemde siz balık kızartıp bütün evi kokutmuşken.. Buzluktaki tüm hamurları bitirmişken, sigara böreklerini sabah kahvaltılarında ikişer üçer kızartmışken?

Yapacak bir şey yok, geliyoruz dediler.

Bugün de sürekli tart yapma fikriyle doldum taştım ama sürekli erteledim.. Hiç tart yapmadım o yüzden çekiniyorum biraz..

Neyse apar topar yemeğimi bitirip mutfağa attım kendimi.

Evdeki malzemelere bakıp menüyü oluşturdum; buzlukta hazır pizzalar vardı, onu pişireceğim, tahinli kurabiye yapacağım ve milföy hamurlarından pasta DENEYECEĞİM! tarif hazır ama hiç denememiştim..

Tahinli kurabiyeyi bilirsiniz, kırk kere yaptığım ve özellikle annemin çok sevdiği bir kurabiyedir. Hem de pratik.. Hamuru yoğuruyorum bir türlü toparlanmıyor, öyle yaptım böyle yaptım olmadı. Zar zor şekil verip pişirdim ama istediğim gibi olmadı... Yeni hamurla uğraşmamı da annem istemedi.. Zaten vakitte yok!

Milföyleri yumuşattım ve kalıpla kesip, 180 derece fırında birazcık pişirdim.  (hafiften renkleri dönünceye kadar) o sırada krem şantiyi çırptım ve dolaba attım. Milföyler kabardığında aralarına krem şanti ve nutella sürüp, üzerine pudra şekeri serpeceğim.

Şöyle de bir durum var, bizim mutfağımız açık mutfak ve öyle bir konumda ki, evin kapısından giren kişi birazcık kafasını çevirse görebilir. Dolayısıyla derli toplu durması lazım ve işin kötüsü ben çok dağınık çalışırım!! Aksi gibi gelen misafir kadın çok marifetli. Yani öyle böyle değil.. Güzel bir şeyler çıkartmak istiyorum ama zaman kısıtlı..

Bu arada misafirler geldi, neyse ki kurabiye dağınığını toparlamıştım.. Onlar içeri geçerken, tahinli kurabiyeyi çıkartmamaya karar verdim..

Açtım defteri habire karıştırıyorum, markete gitme şansım da yok, evdeki malzemelere uygun bir şey ararken ta taamm! Tabii ki, peçete ve pratik tarifler! İç malzemesini kendime göre uyarladım, iki şekilde de tarifini vereceğim. Yalnız sanırım ben bu tarifi defterime yazalı baya olmuş, sitenin eski halinden..

Minik Çilek Soslu Kurabiye Sandviçleri :
(tarif peçeteden notlar isimli siteden uyarlanmıştır)


  •  2 yumurta ( oda sıcaklığında)
  • 1/2 su bardağı toz şeker,
  • 2 yemek kaşığı mısır unu,
  • 4 yemek kaşığı un,
  • 1 çimdik kabartma tozu
Tarif çok basit, yumurta ve şekeri iyice çırpıyoruz. Unları ve kabartma tozunu azar azar ekleyerek, tahta kaşıkla karıştırıyoruz. Mini muffin kalıplarını yağlıyoruz, hafifçe unluyoruz, 1,5 çay kaşığı kadar hamur koyup 160 derece 7 dakika kadar pişiriyoruz. Ilınınca kalıptan çıkarıyoruz. İki kurabiyenin arasına krema sürebilirsiniz, nutella sürebilirsiniz, ya da ne arzu ederseniz.. Üstüne pudra şekeri serpip, yenilebilir gıda kalemleriyle kalpler çizebilirsiniz ben fotoğrafını görmüştüm, çok şeker oluyorlar.

Bu orjinal tarifti. Ben kurabiyelerin renkli olmasını istedim. Bu yüzden yumurta ve şekeri çırptıktan sonra, unları eklemeden önce, 1 çorba kaşığı kadar süte toz gıda boyasını ekledim, çay kaşığının ucu kadar minnacık boya yeterli. İyice karıştırıp, yumurtaya ekledim. Sonrada unları koyup karıştırdım. 

Bunun dışında, bende mini boy muffin tepsisi yok. Büyük boyda yaparsam pek sevimli olmayacaklardı.. Babam dün metro marketten minnacık kalıplar almıştı, gerçekten mini mini kalıplar :)) Onlara koyup pişirdim. Miktara bağlı olarak, pişince biraz kabardılar. Bende kurabiyeyi ortadan ikiye keserek, arasına nutella sürdüm. Üstüne pudra şekeri serptim. O kadar.. 

Elimde çok fotoğraf yok, malum çok hızlı çalışılması gereken bir durumdu.. Ama tarif o kadar çok sevildi ki, sanırım bu hafta tekrar yapıcam :) Bol bol fotoğrafını çekerim.. 

                                             
                                             Kalıbın arkası şekilli ve bu durum beni mest ediyor :)

 Kalıpları Metro Gross Markette bulabilirsiniz, o kadar ufak ki, 1 Lira boyutunda diyebilirim..

Kurabiyeler içime sindi, gelen misafir de pek beğenmiş, "nasıl yaptı acaba" demiş. Ne söyliycem! Allah Allah! Gelsin blogumdan okusun :)) 

Milföy pastalarda şukela arkadaşlar!! En kısa zamanda tekrar yapılıp fotoğraflanacak. O zamana kadar gönül rahatlığıyla anlattığım şekilde deneyebilirsiniz. Hafif ve çok lezzetli.. Milföyleri birleştirip büyük pasta yapsak nasıl olur acaba? Hmmm ben bunu bir düşüneyim :))

İşte böyle.. Habersiz misafir gelince annem çok büyük panik yaşıyor.. Sadece ortada dolaşıp, herkesi telaşlandırıyor :)) Bence stres altında çalışmakta keyifli.. İnsan daha çok yaratıcı oluyor :)


13 Şubat 2012 Pazartesi

Ben egolarımdan arındım, peki ya onlar?

Lanet olsun dükkanına da, pastasına da, benim hayallerime de!

Artık şuraya yazmaktan bile sıkıldım.

Açmıyorum tamam mı? Açmıyorum.

Artık pasta da yapmıyorum.

Gitsinler alsınlar dışardan, katkı maddeli, ovalexli pastaları...

Sıkıldım artık ben ya!

Sıkıldım artık blog!!

Uluslararası Ticaret okuduğum güne lanet etmekten sıkıldım!!

Üniversiteye girdiğim günden, kendimden, neden normal bir insan olmadığım için üzülmekten sıkıldım !!

Neden gidip bir işe çalışmıyorum ki ben ya? Neden ille de tutturdum bir hayalin peşinden gidiyorum ben?

O kadar çok baskı var ki nefes alamıyorum anlıyor musun beni?

Yeni bir iş sitesinin reklamı çıktıkta annemin suratında oluşan ifadeden sıkıldım!!! Bişey söylemese bile düşünüyor işte biliyorum. "Bak bu siteye başvursana güzel bir iş bul kendine" dememek için zor tutuyor kendini.. Ya o sitede cvim var benim ve daha nicelerinde var. İstemiyorum ki ben ordan bir ofis işi bulup çalışmayı...

Haftasonu yemeğe misafir geldi. Mezeleri hazırlarken kendimden geçtim iki gün boyunca.. Gelen kadın da pastada çok iyi. Tam dükkan projemden, mülakata gireceğimden bahsederken ben, babam baktı ve " o mülakatı unut sen, pasta yapcam dediğinde kabul etmezler seni, iyi bir fikir bulman lazım" dedi.

Pasta çörek yapılan bir dükkan açılırsa iş olmaz blog tamam mı?! Çünkü pasta yapmak meslek değil!!!

Üniversite okuduysan gidip bankada çalışacaksın! Şirkette çalışacaksın. Her ay maaşın olacak. Düzenli maaş! Gidip dükkan açayım, pasta yapayım, poğaça satayım demeyeceksin. Neden? Çünkü üniversite mezunusun sen!!!

Artık dayanamıyorum tamam mı?

Dayanamıyorum.

7 Şubat 2012 Salı

Here i am!

Hayat çok güzel be!
Tamam çoğu zaman illallah dedirtiyor ama iyi ki yaşıyoruz bence!

Çok yakında cupcake yapmasını öğrenicem mesela ben, heyecanlıyım!
Bu hafta dükkanımı açabilmek için mülakata giricem, karşımda üç kişilik dişli bir ekip ve elemem gereken bir sürü insan olacak, tırsıyorum!
Eğer geçemezsem ne olacak diyorum, huzursuzlanıyorum!

Ama her şeye rağmen, şu an bir fincan sıcak kahvem var ve bunu içmekten başka sorumluluğum yok, şu an için :)) Eh demek ki tadını çıkartmak lazım...

Mülakata girerken bu şarkıyı söylesem ne olur ki? :)

Fonda şu çalmakta

5 Şubat 2012 Pazar

Evrene ek

Bir gün kendime ait bir evim olacak.

Duvarları beyaz olan, aydınlık, temiz ve düzenli bir ev.. Öyle her yerde bibloları olmayan, ferah ve sakin.. Pinterest'te görüp dibimin düştüğü iskandinav evlerine benzemeyecek belki ama sakinlik esas olacak. Kapıdan içeri her girdiğimde huzuru hissedeceğim..

Konuklarım olacak, sade tabaklarda sade yemekler olacak belki.. ama bol kahkahalı yemekler olacak hepsi. Pişirirken gülümsediğim yemekler...

Kavga olacak belki evet, tartışmalar çıkacak, sesler yükselecek ama kırmasını bildiğim gibi barışmasını da bileceğim ben o evde...

Aydınlık bir evim olacak benim blog, ışığı bol bir ev..  Sabahın çok erken saatlerinde pencereden baktığım bir ev olacak bazen, uyku dolu gözlerle, tabii ki sıcacık bir fincan kahve eşliğinde...

Ben o evde yemek pişireceğim, temizlik yapacağım, bazen çok yorulup bunlardan şikayetçi olacağım.

En çok pasta pişecek, bol bol krema kokacak, bir de tarçın...

Ben huzurlu bir kadın olacağım o evde, eve mutluluk ve huzuru getiren kadın olacağım. Dırdırında sonu olduğunu, zamanı olduğunu bilen bir kadın..

Bir gün bunlar olacak, biliyorum, inanıyorum. Bugünden bunun notunu düşüyorum...

Amaan!

Merhabalar Blog,
Pastayı yaptım. Yapana kadar akla karayı seçtim. Normalde pasta yapması eminim daha kolaydır ama benimki zorlu geçiyor :) Kutlama cumartesi olacaktı ve ben pastayı cuma günü bitirdim, sırf kargaşa olmasın, eh pasta da dinlensin diye.

İki katlı yapacağımı söylemiştim, yaklaşık 15 kişi yiyeceği için bunu düşündüm, hem de iki katlı pasta yapımını da denemiş olayım dedim. Gel gör ki, perşembe günü kelepçeli kalıbımı çıkardığımda hurdaya çıktığını farkettim. Çizilmiş saçma sapan bir hal almış. Senin haberin yok muydu? diyeceksiniz, evde o kadar çok kadın ve dolayısıyla mutfak dolaplarının içinde o kadar çok el var ki, aslında normal bir durum bu.

Neyse ki yumurtaları oda sıcaklığında kullanmam gerektiği için malzemeleri önceden hazırladım ve kalıp faciası yaşamadık.. Ablamı arayıp ondan kalıbı temin ettim, bir farkla, onun kalıbı en büyük boymuş!

Kafamda şu var, iki tane kek hazırlayıp birini tabakla yuvarlak keseceğim, bu parça ikinci katı oluşturacak. Normalde işe yarayacak bir plan.. :)

Kek çıktığında üçe bölemeyeceğimi anladım. Yükseklik yeterli değildi.. Anlayacağınız kek ikiye bölündü, iç kreması krem şantiye, benmari usulü çikolata eritip tekrar çırparak köpük krema haline getirildi, bu sıvandı ve frambuazlar eklendi. Üstteki ufak kat içinde aynı işlem tekrarlandı. Pastanın üst kreması yine krem şantiye erimiş çikolata eklenerek sıvandı. Kalan kek parçaları robotta un haline getirilerek kekin yanlarına yapıştırıldı. Üstüne torbayla süsler yapıp, çikolatayla mutlu yıllar yazısı yazıldı. Ne yazdığımı buraya yazıyorum çünkü fotoğraftaki pek okunaklı değil.. pastanın üzerindeki de pek okunaklı değildi.. :))

Yiyenler tadını pek beğendi. Tat hep iyi oluyor ama görüntü ofsayt. En kısa zamanda malzemelerimi alıp daha düzgün görünümlü pastalar yapmalıyım. Eminim ki aletlerim yeterli olduğunda bu kadar çok tırmalamıycam etrafı :)) Şeker hamuruyla güzel bir pasta yapayım en kısa zamanda ben, evet!

Hazır olun, gösteriyorum





Beyaz kalsaydı daha iyiydi belki de :))

2 Şubat 2012 Perşembe

Gündelik

Merhabalar,

Keyifler nasıl gidiyor blog? Bende durumlar iyi diyelim iyi olsun tavırlarında

Yarın pasta yapıcam çok heyecanlıyım

Evet pasta dükkanı açmak istiyorum, günde birkaç tane pasta yapacağım anlamına geliyor bu ve ben hala deli gibi heyecanlanıyorum.

Cumartesi babamın doğum günü.. Seneler ilerledikçe onu kaybetme korkum da tavan yapıyor. Neyse bu konudan bahsetmeyelim şimdi.

Evet cumartesi günü kutlama var, ertesi gün de çok samimi bir komşumuzun doğum günü, ikisini birlikte kutlayacağız.

Geçen gün annemler bahsettiğim komşuya kahveye gittiler, hafta sonu planından bahsedip davet etmişler. Babam da şey demiş, "Arzu size çok güzel yemekler hazırlayacağını söyledi, muhakkak gelin" Komşunun eşi de şöyle yanıtlamış, "Ooooo madem bu kadar iddialı bende bugünden itibaren yemek yemeyim bari" falan.. Durduk yerde strese soktular beni.. Gerildim! Neyse yarın ufaktan hazırlıklara başlayacağım.

Bu arada hayatımda ilk defa iki katlı pasta yapıcam, ona da ayrıca kasıyorum.. :)) peçetede ki pastayı yapmayı planlamıştım ama orta yaşlı insanlar rengarenk pastayı görünce dumur olsunlar istemiyorum :) Gerçi babam yeniliklere çok açıktır ama şimdi komşular falan filan.. Yeğenim de pastanın içinde frambuaz olmasını isteyince bende kara orman pastasında karar kıldım. Bakalım nasıl olacak

Geçen sene babamın doğum günü için menü hazırlıklarını falan yayınlamıştım ya, bu sene açtım baktım ne varmış diye, blogun ilk senesini doldurduğunu farkettim! Evet 30 Ocak itibariyle bir senesini doldurmuş benim blogum ama haberim yok, böyle de ilgiliyim.. :))

Bu sabah 6 gibi kalktım, gece zaten hiç uyuyamadım, bugün gireceğim bir mülakat için aşırı heyecanlıydım, sabah kar kış kıyamet demedik gittik ama yetkililer gelememiş, geri döndük.  Mülakat için bekleyenleri görünce de gözüm korktu, stres yaptım. Halbuki kendime güvenerek gitmiştim, galiba rol yapıyormuşum.. Neyse bu mülakatı geçmem lazım yoksa babam pasta dükkanı meselesini rafa kaldıracak...

Bende gelişmeler böyle işte.. Yarın pastamı  çeker paylaşırım inşallah..

Beni takip ettiğiniz için teşekkür ederim arkadaşlar, tam 66 tane takipçim var hepiniz iyi ki gelmişsiniz.

Kendime not: seneye blogumun doğum gününü unutmayacağım!