Hayatımda bu kadar heyecanlanmış mıydım? Hatırlamıyorum.
Çok sınava girdim.. Çok mülakata girdim... Topluluk önünde çok konuştum...
Hiçbiri böyle değil.
Görücüye çıkmak çok değişik bir "şey"
Gerçekten "şey" yani adını bilmiyorum ama var olan, nesnel bir varlık sanki. Somut yani.
Ben onun ailesiyle tanışmıştım, o benim ailemle tanışmıştı.. Görücüye çıkan kimse yok ama yine de adı bu. Zaten biz çıkmışız, gezmiş tozmuşuz, adını koymuşuz, iş sadece ailelerin resmiyetine kalmış ama gel de bunu o kalbine anlat!
Günler öncesinden hazırlıklara başlarken kendi kendime bir söz vermiştim. Dar anlarda çabuk agresifleşen ve parlayan bir yapım var. Stresten herkese bağırır çağırır, sonra üzülürüm. İşte böyle olmamaya karar verdim. Çünkü evlilik süreci, görücü gelmeleriyle birlikte ciddi olarak başlıyor, bunun arkasından sözü gelecek, nişanı gelecek, bohçasıydı şusuydu busuydu vs vs vs. ve bunların hiç biri Osi'nin umurunda olan şeyler değil :) Ona kalsa, aynı gün içinde, gelsinler istesinler, söz olsun, nişan olsun hatta giderken alıp gitsinler falan diye düşünüyor benim sevgilim :) ve açık açık söyledi "Arzu tüm bunlara sadece sen istediğin için, sen mutlu olacaksın diye katlanıyorum bitanem" diye. Evet istiyorum ve evet mutlu oluyorum. O zaman stres yok! O zaman surat asmak yok! Herhangi bir sorunda hemen umutsuzluğa kapılmak yok! Yapabilir miyim? Evet. Yaptım zaten. Bugün kuaför koltuğunda otururken elektrikler gidip 45 dakika sonra geldiğinde sooooon derece rahat olmam bu sebeptendi. :) Zaten vakit vardı, bekledik. O ara diğer işlemlerim yapıldı.. sıra föne geldiğinde, kuaförüm başka bir salonda yapmayı teklif etti, tam dükkandan çıkmıştık ki, elektrik geldi ve geri döndük. İşte bu kadar. Gelmeseydi de problem değil. Çözülemeyecek sorunlar değil. Bu yüzden can sıkmaya gerek yok. Hoşuma gitti bu kararım. Dur bakalım yapabilecek miyim?
Gece güzeldi. Osi, annesi, ablası, abisi ve yengesiyle geldi. Günlerdir gezip dolaştığım halde son gün bulduğum elbisem iyiydi, rahat hissettim kendimi. Saçımı da rahat edeceğim bi model yaptık zaten. Fotoğrafı yarın eklerim.. Osi takım elbisesi içinde çok şıktı. İki ailede birbirini ilk kez gördüğü için arada sessizlikler oldu ama genel olarak iyiydi. Kimi zaman kahkahalı geçen güzel bir geceydi. Menüde annemin meşhur ıspanaklı böreği, mercimek köftesi, çerkez tavuğu ve benim yaptığım damla çikolatalı kurabiyeler vardı. Arkasından da annemin yaptığı gül tatlısını çıkarttık. Osi 11 tane kırmızı gül getirmiş bir de söz çikolataları... Henüz yüzük takmadık. Yüzük merasimi için teyzemlerinde olmasını istiyorum. Söz nişan merasimi bir olacak sanırım. Onu da fazla uzatmayız.
Haydi bakalım, darısı isteyen herkesin başına...
13 Aralık 2013 Cuma
7 Aralık 2013 Cumartesi
Barışalım mı?
O kadar uzun zaman olmuş ki girmeyeli, şifremi unutmayı geç, hangi mail hesabımdan girdiğimi bile unutmuşum. Rezalet..
Yazmayı sevmediğimden değil, çoğu zaman kendim yazıp kendim okuduğumu düşündüğümden ve bir de istikrarlı olmamamdan kaynaklanıyor evet. Bir hevesle başlayıp yarım bıraktığım o kadar çok şeyim var ki benim...
Al işte, bukle mesela.
Ne oldu? Açtığım gibi kapattım. Hemde birdenbire. Yeni malzeme siparişi vermeyi düşünürken, koli toplamaya başlayıverdim. Fikir yanlış mıydı? Hayır. Ama dışardan bakmakla içine girmek çok farklı işte. Yanlış lokasyon, hedef kitlenin dışında kalman, artık neredeyse tüm ev kadınlarının pasta yapıp çocuğunun sınıfına götürmeye başlaması ve oradaki tüm potansiyel müşterileri hemen hemen toplaması, kalitesiz malzemeyle fiyat düşürenler, belediyelerin evrak işlerinde tonla para kaldırması, sermayenin kısıtlı olması vs vs vs o kadar uzar ki bu liste.. olmadı işte. Denedim ve olmadı. En azından bunu diyebiliyorum. Denedim ve olmadı. Denemeseydim içimde kalacaktı. Şimdi bir cafeye girdiğimde daha farklı bakabiliyorum her şeye. Cafe işletmek gerçekten çok ayrı bir olay. Başka bir meslek. Ekose örtüler ve çiçeklerle iş bitmiyor yani. Arka tarafta kaynayan muhasebe kayıtları, maliye evrakları, gelir- gider tabloları işin ciddi kısmı. Bende pembe gözlüklerle başlamamıştım tabii ki, zorluğunu biliyordum az ya da çok ama ticaret denen şey, okulda öğrendiğimi sandığmdan çok farklı.
Ben sanat kısmında yer almak istiyorum. Kimse beni rahatsız etmesin, ellemesin, ben sadece model çalışayım. Bunların hesabını yapan, pazarlayan başkaları olsun. Ruhum emekçi sınıfındanmış meğerse..
Neyse.
Blog fırtınası diye bir şey başladı, twitter, instagram sayesinde unuttuğumuz bloglar sanki tozundan arınıyor gibi şimdi. Çok sevindirici! Hayır ben 30 gün boyunca her gün yazabileceğimden emin değilim. Aralık ayı çok enteresan geçiyor benim için, haftaya isteme falan durumları var, hemen arkasından söz- nişan aman aman! Yarım bırakmak istemiyorum artık, o yüzden hiç başlamıyım daha iyi.. Ama sanki bende barışabilirim blogumla gibi.. dur bakalım.
Sevgiler
Bukle
Yazmayı sevmediğimden değil, çoğu zaman kendim yazıp kendim okuduğumu düşündüğümden ve bir de istikrarlı olmamamdan kaynaklanıyor evet. Bir hevesle başlayıp yarım bıraktığım o kadar çok şeyim var ki benim...
Al işte, bukle mesela.
Ne oldu? Açtığım gibi kapattım. Hemde birdenbire. Yeni malzeme siparişi vermeyi düşünürken, koli toplamaya başlayıverdim. Fikir yanlış mıydı? Hayır. Ama dışardan bakmakla içine girmek çok farklı işte. Yanlış lokasyon, hedef kitlenin dışında kalman, artık neredeyse tüm ev kadınlarının pasta yapıp çocuğunun sınıfına götürmeye başlaması ve oradaki tüm potansiyel müşterileri hemen hemen toplaması, kalitesiz malzemeyle fiyat düşürenler, belediyelerin evrak işlerinde tonla para kaldırması, sermayenin kısıtlı olması vs vs vs o kadar uzar ki bu liste.. olmadı işte. Denedim ve olmadı. En azından bunu diyebiliyorum. Denedim ve olmadı. Denemeseydim içimde kalacaktı. Şimdi bir cafeye girdiğimde daha farklı bakabiliyorum her şeye. Cafe işletmek gerçekten çok ayrı bir olay. Başka bir meslek. Ekose örtüler ve çiçeklerle iş bitmiyor yani. Arka tarafta kaynayan muhasebe kayıtları, maliye evrakları, gelir- gider tabloları işin ciddi kısmı. Bende pembe gözlüklerle başlamamıştım tabii ki, zorluğunu biliyordum az ya da çok ama ticaret denen şey, okulda öğrendiğimi sandığmdan çok farklı.
Ben sanat kısmında yer almak istiyorum. Kimse beni rahatsız etmesin, ellemesin, ben sadece model çalışayım. Bunların hesabını yapan, pazarlayan başkaları olsun. Ruhum emekçi sınıfındanmış meğerse..
Neyse.
Blog fırtınası diye bir şey başladı, twitter, instagram sayesinde unuttuğumuz bloglar sanki tozundan arınıyor gibi şimdi. Çok sevindirici! Hayır ben 30 gün boyunca her gün yazabileceğimden emin değilim. Aralık ayı çok enteresan geçiyor benim için, haftaya isteme falan durumları var, hemen arkasından söz- nişan aman aman! Yarım bırakmak istemiyorum artık, o yüzden hiç başlamıyım daha iyi.. Ama sanki bende barışabilirim blogumla gibi.. dur bakalım.
Sevgiler
Bukle
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)