23 Ekim 2014 Perşembe

Kahve-altına bol çikolatalı brownie

Kahvaltı dediğin üstünde pijamayla yapılır aslında. Öyle cici bici giyin, taran süslen, eh az ya da çok  makyajda yapıyorsun tabi, ondan sonra kahvaltı masasına otur. Pek bana göre değil. Tamam gözümüzü kaşıya kaşıya da oturulmaz ama güzel bir sabahlık, gazete ya da tv hem uyanma hem de güne hazırlanma safhası bence kahvaltı. Yıllarca üstümde önlük, sabahın bir körü yarı uyur yarı uyanık, hala acıkmamışken zar zor yuttuğum yiyecekler aklımda hep böyle güzel kahvaltı sofraları kurdurdu hayalimde. Eh artık sabahlıkla süzülüp yanarlı dönerli kahvaltılar hazırlıyorum. (Hahaayyy yalana bak. Osi misafirlere kurduğum sofrayı görünce, bende yarın böyle sofra istiyorum dedi. Erkek dediğin nankör şekerim, sanki aç bırakıyoruz cık cık cık! )



Neyse halam ve yeğenim bana gelmek istediklerini söylediler. Malum çocukların okul çıkışı, herkes vakitli kalkmak zorunda olduğu için kahvaltıda buluşalım dedik. Aldı beni bir düşünce...




Neyse hazırladım bir iki ufak şey. Cafe Fernando'dan aldığım yıllardır ha bugün ha yarın yaparım diye beklettiğim browniyi yaptım. Neden beklediysem?? Denesenize.. Kahvenin yanında ikram ettim ve açıkça söylemeliyim ki, güne damgasını vurdu!!


Kurutulmuş domates sever misiniz? Üstüne sıcak su döküp biraz beklettikten sonra süzerek doğrayın, tuz ve karabiber ekleyin, sızma zeytinyağı, limon ve kekik. Hem sağlıklı, hemde gerçekten çok lezzetli oluyor biz sabahları severek tüketiyoruz. (Nereden geliyor bu kilolar?? )




14 Ekim 2014 Salı

Ağır misafir 1: Elti!

Tam çamaşır asıyorum, kafamda da planlamışım, "bir makine çıktı onu asayım, o kururken diğer makine çıkar, o kururken ilkini ütülemeye başlarım" gibi gibi şeyler. Çat telefon, "arzucum müsaitseniz yarın akşam size gelmek istiyor...HAAAAYIIIIIIIIIIIRRRRR diye haykırmak istediysem de kendime hakim oldum. Tüm içtenliğimle "Ay ama yarın olmaz benim bu olayı içimde sindirmem lazım ( bu olay? sindirmek?) sonra planlamam lazım, yani yarın akşam mümkün değil, biz onu pazar akşamı yapalım" dedim. Evet aynen böyle söyledim. Diplomasiden haberim yok blog böyle düşündüğümü löp diye çıkarttım ağzımdan. Kadıncağız güldü halime, tamam pazar akşamı geliyoruz dedi. Çamaşırı mamaşırı bırakıp hemen kendime kahve yaptım. Sonra da sakin sakin düşünmeye başladım.


Akşama kadar düşündüm. Akşam osi gelince hemen ana yemeği planladık. Balık yapacağız. İş bitti. Ana yemeğe karar verince gerisi kolay.

Tabii sandık açıldı, dantel masa örtüsü çıktı, yemek takımları falan filan... Aman çatalları sileyim de parmak izi olmasın, mum mu koysam, çiçek mi koysam, dansöz mü oynatsam derken bir baktım gelmişler ve gitmişler :)



Misafir ağırlamasını hep sevdim. Hem bereketiyle gelir, hem neşesiyle gelir misafir dediğin. Annemin evindeyken, annem çok telaşlanırdı, ben soğukkanlı bir biçimde işleri devralırdım hem de pek böbürlenirdim. O misafir senin evine, senin için geldiğinde iş değişiyormuş buklecim! Neyse sakin kalmaya gayret göstererek atlattık bitti. Fikir olması açısından gelelim menüye:


Balık menüleri hep kolayıma gitmiştir, önüne çorba gerekmez, makarna pilav aratmaz, bir balık bir salata yeter çoğunlukla ama birkaç rakı mezesi de fena gitmez hani.. Çorba yapmadım, iki zeytinyağlı ve salata etrafında döndü menümüz.


  • Barbunya pilaki
  • Zeytinyağlı taze fasulye
  • Kızarmış patlıcan ruloları
  • Mercimek köftesi
  • Ezme ( Közlenmiş kapya biber ve közlenmiş patlıcanı karıştırıyorum, bol maydanoz ve dereotu, iri kıyım ceviz, sızma zeytinyağı, biraz nar ekşisi, sarımsak ve tuz)
  • tarator
  • Peynir tabağı
  • Üzerine kaşar peyniri serpip fırınladığım domates dilimleri
  • Roka salatası
  • Annemlerin getirdiği çiğ köfte
  • Mısır ekmeği ( tarifini buradan  alarak yaptım ve tek kelimeyle inanılmaz oldu mutlaka deneyin derim)
  • Tatlı olarak ise sıcak helva yaptım. Maksat balık öldüğünü anlasın :)) 



Evim açık mutfak olduğu ve direkt salonla birlikte olduğu için başta çok tedirgin oluyordum ama artık kasmıyorum. Aksine keyifli olduğunu bile söyleyebilirim çünkü misafirleriniz masadayken siz ufak ufak topluyorsunuz ve sohbetten kopmamış oluyorsunuz. Ama tabii ki bir anda masayı toplayıp, mutfağa götürmek, o arada temiz örtü sermek, hatta misafirler tabak getirirken bende hemen makineye tıkayım falan gibi kolaylıkları olmuyor. Mutfak ayrı olduğu zaman iş çok daha çabuk bitiyor ama gelende bizden, samimiyiz biz diye düşünerek yavaş yavaş toparlıyorum ne yapayım. :)

Bu hafta sonu kayınvalidem gelecek görümcemle birlikte. Daha klasik bir masa kuracağım içki içmedikleri için.. Onu da yazarım :)

Sevgiler
Bkl