9 Aralık 2014 Salı

Bir kahve içeydik?

Arka komşu manyak çıktı blog. Zaten bende şans olsaydı :)

Bir gün aynı asansöre binip aynı kata çıktığımızı farkettiğimizde tanışmış olduk. Arka dairede oturuyormuş. Bende her zamanki samimi konuşma tarzımla iki üç cümle ettim ve geçtik evlerimize. Çalışıyor musun diye sormuştu, bende yok demiştim kadın çok sevinmişti. Çakamadım meseleyi blog. "Kime sorsam çalışıyorum diyo kimseyle görüşemiyorum" demişti. Üstüne varmadım. Meğerse kader ağlarını örmeye çoktan başlamış..

Ertesi gün Osi tam evden çıkmıştı kapı çaldı, pazara gidiyorum bir şey ister misin? diye. Yok dedim.

İki gün sonra tekrar karşılaştık kahve içelim diye tutturdu. İyi de kadını tanımıyorum. Tanımakta istemiyorum evet biraz yabani olabilirim :)) Yani gereksinim duymuyorum diyelim, arkadaşlarım var, bu siteden tanıdığım arkadaşlarım da var, ablam çok yakında oturuyor, Osi'nin zaten kaçta işe gidip, kaçta geldiği belli değil. Bazen erken geliyor, bazen geç gidiyor falan. Yani tabii ki tanışırız, kaynaşırız belki bir süre sonra ama herkese kalbimi açamıyorum ben yapım buna müsait değil. Yavaş yavaş, zamanla samimi olmak daha güzel bence. Herkesle samimi olmak gibi bir mecburiyetim de yok bana göre. Hele ki birden bire üstüme düşüyorsa bunalıyorum ve çekiyorum kendimi. Bende böyleyim işte. Yabani evet  :)

Ben kadını habire reddetmeye başladım, ben reddettikçe o üstüme gelmeye başladı, baktım böyle olmayacak bir gün tamam dedim ve kahveye gittim. yarım saat oturduk ve geri geldim. Bitti sandım, bitmedi. Bitmeyecekmiş meğer.

Ben kahveye gittikten sonra kadıncağız boyut atladı ve telefon numaramı istedi. Çünkü bazen kapıya geldiğinde evde yokmuşum gibi yapıyordum. Evet yapıyordum. Numaramı istediğinde yanlış vereyim diye düşündüm ama abartmak istemedim. Zaten kadın hemen önümde çaldırarak sağlamasını yaptı...

Sabah daha Osiyle kahvaltı yaparken aramalar başladı.. Evde misafirim varken aramalar, dışardayken aramalar.. kahve içelim mi arzu? işkembe çorbası yaptım içer misin arzu? (ciddiyim)

bende ne davet ettim, ne de kendim gittim. Ses tonum da eskisi kadar sıcak olmamaya başladı.. aramalar bitti. Kabus bitti mi? Kader diyorum ağlarını örmeye başlamış diyoruuum!

bukle

Bazen karşılaşıyoruz yine bahçede ya da kapıda.. Her gördüğünde orfe şikayeti. Köpeğim yani. Eskiden yoktu ama bu :) Bazı akşamlar osiyle spora iniyoruz aşağıya, site içindeyiz yani ve max 1 saat sürüyor. 9-10 arası gidiyoruz. Havlıyormuş. Elim kolum bağlandı. Sen misin kahve içmeyen?! Osi çok dalga geçiyor tabii :))

Ne yapıcaz bilmiyorum. Şimdilik bulduğumuz çözüm bir gece o gidiyor, bir gece ben. Birimiz hep evde. Dur bakayım ne olacak.

Bugün kek falan yapıp götürsem mi ne yapsam? Ev alma komşu al demişler malum :)))

8 Aralık 2014 Pazartesi

Şükür ve teşekkür

Enteresan bir dinginlik halindeyim bu aralar.
Sürekli bir şükür ve teşekkür hali. Tasavvufla da ilgilenmiyorum nedir bunun nedeni bilemedim.
Kötü durumlarda bile iyiyi görme çabası, akışına bırakma, olmuyorsa üstelememe ve keyfini çıkarma vaziyetleri.

Eski gergin, ısrarcı, zorlayıcı bukle geri planda duruyor galiba. Yeni bir yüz çıktı dışarı.Sebebini hiç bilmiyorum hayırlısı :)

Beğenilerim bile değişti sanki. Daha kasım ayının son haftası çıkarmıştım yeni yıl süslerimi. Gönlümce süsleyeyim dedim, süsledim de, Osi isyan etti bir süre "evi oyuncakçı dükkanına çevirdin" diye ama alıştı sonra :) Çaktırma blog, kimseye itiraf edemiyorum ama gözüme batmaya başladılar sanki! Boş olsun, düz olsun, yalın olsun, doğal kumaşlar, doğal dokular olsun diyorum kendime. Zaten english home sayesinde tüm evler cupcake ve çiçek motifli ıvır zıvırla doldu o yüzden mi sıkıldım acaba? Instagramda gördüğüm evler aynı tornadan çıkmış gibi. Pembeler, maviler, minik çiçekli motifler.. Hepimiz barbi olduk anasını satayım. Neyse herkesin kendi zevki tabi.

Herkesin yaptığı sıradan geldi bana hayatım boyunca. Sanki ben hep radikal mi oldum? Hayır sıradan bir insanım ama, geyikli taytım olmadı mesela, ya da ugglarım olmadı. Akıllı telefonu alalı iki ay oldu sen düşün.. Gerektikçe alma, yaşama taraftarı oldum hep. Bende böyle bir cinsim işte..

Hayat güzel. Gayet sıradan ve rutin. Sevgiliye yemekler yapmaca, evi temizlemece, ablayla kahve içmece, orfeyle bol bol vakit geçirmece yani. Mutluyum. Sıkılırsam değiştiririm :)

Hepimize keyfini çıkarttığımız günler dileğiyle blog

Bukle

28 Kasım 2014 Cuma

Karbonatmak ya da karbonatmamak - Bukle usulü baharat karışımı

İşte bütün mesele bu!

Vay sen benim başımı ağrıtan dertlere bak :)
Hep boş gezenin boş kalfası olmaktan kaynaklanıyor bunlar :)



Geçen gün pinterestte dolanırken gördüğüm diy ornoments projesine dibim düşmüştü. Dün hamuru yoğururken, "keşke fotoğrafını çekip blogta yayınlasam" diye düşünmüştüm ama önce sonucu görüp ona göre bir ölçü daha yaparım demiştim.

"Evde yapılan polimerkil" olarak tanımlayabileceğim bu proje suya düştü. Çirkin oldular. Kabardılar ve çatladılar. Duruyorlar kenarda yarın kafa yorucam üstüne, malum kafam boş olduğu için.. :)

İnsan kendine hakaret etmez herhalde bende bunu yapmıyorum zaten ama bir konuda da içimi dökmek istedim blog. Hiçbir zaman kariyerim olmadı benim. Benim seçimlerim oldu bazen, bazen seçmediklerim de oldu. Seçtiğim ama başarılı olamadıklarım da oldu. 32 yaşında, yaşıma göre de olgun bir insanım ve kendi hayatımdan ben sorumluyum.

Babamın evinde mutlu ve mutsuz günlerim oldu, boşluktan sağa sola sardığım anlar, depresyonlar, güzellikler, huzurlu anlar, gözyaşları ve bitmeyen bir sevgi.

Kendi evime geçtiğimde sevdiğim insanla birlikte yaşamanın keyfini tattım. Sevgimden ne yapacağımı bilemediğim anlar ile yüzünü dahi görmek istemediğim zamanlar arasında gidip gelen, ana teması huzur ve barış üstüne kurulu ama üst katlarda da kızgınlıktan duramayıp en sonunda gidip "hart" diye ısırıp rahatlamalar, o yemek yerken ya da uyurken  dakikalarca hayran hayran bakmalar, "allahım şükürler olsun çok seviyoruuuummmm"lar ve "nereden buldum seniiiiiiii yazık o güneeeeee"ler var bizim evde. ev işte.

sonra bir de benim hayatım var blog. Hem babamın evinde, hem kendi evimde yaşadığım hayatım. Doğrularım, yanlışlarım, olmayan kariyerim, olan mutluluğum, mutsuzluğum, iniş ve çıkışlarımla, kıvırcık ve hep kabarık olan saçlarımla birlikte yaşayıp gittiğim hayatım.

Kendi seçimlerimi yaşıyorum.

Dün kendi kendime yılbaşı süsü yapmayı seçtim. Olmadı.

Bugün kendi baharat karışımımı yaptım. Oldu. Geçen pazardan aldığımız kerevizin yemyeşil, taptaze yaprakları vardı kurutmuştum onları. Geçen günde ısırgan otu bulmuş onu kurutmuştum. İkisini havanda dövdüm. İçine maydanoz saplarını fırında kurutup ekledim. Aklıma gelen tüm baharatları kattım sonra.. Kekik, nane, pul biber, zencefil, kimyon ve tuz. Biz himalaya tuzu kullanıyoruz ama normal tuzda iş görür. Kaya tuzu da olabilir bak, dövüldüğünde kırılacak nasıl olsa. Karıştırdım onları. Markette satılan "tuzot"lar var ya, ben kendi tuzotumu yaptım. Granül sarımsak yoktu evde, fırında gerçek sarımsak kurumaz sanırım. O yüzden granül aldığımda ondan da ekleyeceğim içine. Şimdi diyeceksin ki, "git marketten tuzot al kullan" ama işte bu benim seçimim. Keyif alıyorum mutfaktan, evden. Ev kadını olmaktan. Ev demek sadece oyun konsolu, english home'dan alınmış her evde olan eşyalar, kahveye gelen komşu, altın günü, kitap, kahve ya da çocuk zırıltısı değil bence. Herkesin evi kendine. Ben evle uğraşmayı seviyorum. Herkesin uğraşı kendine :)

bukle

17 Kasım 2014 Pazartesi

"Koca adamı kocatır. Kocatmasa adı koca değil gonca olurdu" derdi anneannem...




Hahhaayyy daha evleneli kaç ay oldu, başlığa bak sen :))

Yaaaa zor. Zor arkadaşım zor. Bu yaşa kadar kendi alışkanlıkların, düzenin, prensiplerin oluşmuş ve bunları bambaşka düzenlere oturtmak çok zooooooor!!

Çakışıyorsun elinde değil. Sürekli bir "ben" tartışması. "biz" olabilmek mesele zaten. Sana ters gelen bir davranışı görmemezlikten gelirsen acaba daha kötüleşir mi? Yoksa böyle mi kalır?

Eh oda haklı, akşam evde geçirdiği birkaç saat ve o sürede rahat etmek istiyor. Ben tüm gün evde sıkılmışım zaten ona sarıyorum.

Cicim ayı çabuk bitti diyeceğim bizim cicim ayımız yoktu ki biz hep normaldik zaten. Ay ne bileyim!

İnternete bakıyorum, ev kadınlarının hep akşamları ilgilendiği hobiler var. "huzur köşeme kaçıyorum, kahvemi yapıp hobimle ilgileniyorum" durumları. Demek ki tüm kadınlar aynı ama kimse kocaya sarmıyor eve gelince. Adamların elinde kumanda, tv esiriyiz ailecek yani. Ben tvden nefret ettim bunca zaman. Allahım fener maçlarını izliyorum, yetmiyor bir de yorumları dinliyorum.. Ofsayt nedir onu öğrenicem yakında. Normali bu mu? Ablam "evliliği ne sandın ki" diyor.

Seviyorum da.. Kıyamıyorum da... konuşuyoruz neyse ki.. "bazen bişeylere kızıyosun ama ben anlamıyorum ki neye kızdığını" diyor. Saf mıdır nedir.. :)

Ben miyim acaba zor olan? Ne bileyim. Kahve içiyorum instagrama koyuyorum bende. Sıkıntıdan hep bunlar :)) aman be blog :)

Benle yaşaması da zor yani farkındayım. hem ikizler burcuyum hemde kıvırcık saçlıyım sen düşün. Hem de agrefisim. ama güzel yemek yaparım yani!!! üff gideyim bir kahve yapayım da instagrama koyayım...


23 Ekim 2014 Perşembe

Kahve-altına bol çikolatalı brownie

Kahvaltı dediğin üstünde pijamayla yapılır aslında. Öyle cici bici giyin, taran süslen, eh az ya da çok  makyajda yapıyorsun tabi, ondan sonra kahvaltı masasına otur. Pek bana göre değil. Tamam gözümüzü kaşıya kaşıya da oturulmaz ama güzel bir sabahlık, gazete ya da tv hem uyanma hem de güne hazırlanma safhası bence kahvaltı. Yıllarca üstümde önlük, sabahın bir körü yarı uyur yarı uyanık, hala acıkmamışken zar zor yuttuğum yiyecekler aklımda hep böyle güzel kahvaltı sofraları kurdurdu hayalimde. Eh artık sabahlıkla süzülüp yanarlı dönerli kahvaltılar hazırlıyorum. (Hahaayyy yalana bak. Osi misafirlere kurduğum sofrayı görünce, bende yarın böyle sofra istiyorum dedi. Erkek dediğin nankör şekerim, sanki aç bırakıyoruz cık cık cık! )



Neyse halam ve yeğenim bana gelmek istediklerini söylediler. Malum çocukların okul çıkışı, herkes vakitli kalkmak zorunda olduğu için kahvaltıda buluşalım dedik. Aldı beni bir düşünce...




Neyse hazırladım bir iki ufak şey. Cafe Fernando'dan aldığım yıllardır ha bugün ha yarın yaparım diye beklettiğim browniyi yaptım. Neden beklediysem?? Denesenize.. Kahvenin yanında ikram ettim ve açıkça söylemeliyim ki, güne damgasını vurdu!!


Kurutulmuş domates sever misiniz? Üstüne sıcak su döküp biraz beklettikten sonra süzerek doğrayın, tuz ve karabiber ekleyin, sızma zeytinyağı, limon ve kekik. Hem sağlıklı, hemde gerçekten çok lezzetli oluyor biz sabahları severek tüketiyoruz. (Nereden geliyor bu kilolar?? )




14 Ekim 2014 Salı

Ağır misafir 1: Elti!

Tam çamaşır asıyorum, kafamda da planlamışım, "bir makine çıktı onu asayım, o kururken diğer makine çıkar, o kururken ilkini ütülemeye başlarım" gibi gibi şeyler. Çat telefon, "arzucum müsaitseniz yarın akşam size gelmek istiyor...HAAAAYIIIIIIIIIIIRRRRR diye haykırmak istediysem de kendime hakim oldum. Tüm içtenliğimle "Ay ama yarın olmaz benim bu olayı içimde sindirmem lazım ( bu olay? sindirmek?) sonra planlamam lazım, yani yarın akşam mümkün değil, biz onu pazar akşamı yapalım" dedim. Evet aynen böyle söyledim. Diplomasiden haberim yok blog böyle düşündüğümü löp diye çıkarttım ağzımdan. Kadıncağız güldü halime, tamam pazar akşamı geliyoruz dedi. Çamaşırı mamaşırı bırakıp hemen kendime kahve yaptım. Sonra da sakin sakin düşünmeye başladım.


Akşama kadar düşündüm. Akşam osi gelince hemen ana yemeği planladık. Balık yapacağız. İş bitti. Ana yemeğe karar verince gerisi kolay.

Tabii sandık açıldı, dantel masa örtüsü çıktı, yemek takımları falan filan... Aman çatalları sileyim de parmak izi olmasın, mum mu koysam, çiçek mi koysam, dansöz mü oynatsam derken bir baktım gelmişler ve gitmişler :)



Misafir ağırlamasını hep sevdim. Hem bereketiyle gelir, hem neşesiyle gelir misafir dediğin. Annemin evindeyken, annem çok telaşlanırdı, ben soğukkanlı bir biçimde işleri devralırdım hem de pek böbürlenirdim. O misafir senin evine, senin için geldiğinde iş değişiyormuş buklecim! Neyse sakin kalmaya gayret göstererek atlattık bitti. Fikir olması açısından gelelim menüye:


Balık menüleri hep kolayıma gitmiştir, önüne çorba gerekmez, makarna pilav aratmaz, bir balık bir salata yeter çoğunlukla ama birkaç rakı mezesi de fena gitmez hani.. Çorba yapmadım, iki zeytinyağlı ve salata etrafında döndü menümüz.


  • Barbunya pilaki
  • Zeytinyağlı taze fasulye
  • Kızarmış patlıcan ruloları
  • Mercimek köftesi
  • Ezme ( Közlenmiş kapya biber ve közlenmiş patlıcanı karıştırıyorum, bol maydanoz ve dereotu, iri kıyım ceviz, sızma zeytinyağı, biraz nar ekşisi, sarımsak ve tuz)
  • tarator
  • Peynir tabağı
  • Üzerine kaşar peyniri serpip fırınladığım domates dilimleri
  • Roka salatası
  • Annemlerin getirdiği çiğ köfte
  • Mısır ekmeği ( tarifini buradan  alarak yaptım ve tek kelimeyle inanılmaz oldu mutlaka deneyin derim)
  • Tatlı olarak ise sıcak helva yaptım. Maksat balık öldüğünü anlasın :)) 



Evim açık mutfak olduğu ve direkt salonla birlikte olduğu için başta çok tedirgin oluyordum ama artık kasmıyorum. Aksine keyifli olduğunu bile söyleyebilirim çünkü misafirleriniz masadayken siz ufak ufak topluyorsunuz ve sohbetten kopmamış oluyorsunuz. Ama tabii ki bir anda masayı toplayıp, mutfağa götürmek, o arada temiz örtü sermek, hatta misafirler tabak getirirken bende hemen makineye tıkayım falan gibi kolaylıkları olmuyor. Mutfak ayrı olduğu zaman iş çok daha çabuk bitiyor ama gelende bizden, samimiyiz biz diye düşünerek yavaş yavaş toparlıyorum ne yapayım. :)

Bu hafta sonu kayınvalidem gelecek görümcemle birlikte. Daha klasik bir masa kuracağım içki içmedikleri için.. Onu da yazarım :)

Sevgiler
Bkl



23 Eylül 2014 Salı

Ooohooo!

Ertesi gün söz fotoğrafını yayınlayacakmışmışmışmışım! Bak sen! Kaç ay geçti??

Ayıp tabi. Her seferinde aynı mahcubiyetle geçiyorum blogumun karşısına. Sonra yine fıs tıs.. Yok bu sefer olmaz. Artık bol bol yazarım. Neden? Vakit bol. :) Valla ilgilenicem artık blogumla yaa, ben söz verince tutarım. (Genelde)

Yazmadığım süre boyunca boş durmadım evlendim. Evet evlendim. Yazarken bir yandan da kendi kendime söylüyorum. Evlendim.



Son postumu okudum da demin, görücü olayının hemen arkasından yazmışım. Önümde kocaman bir "bilinmemezlik" duruyorken. Aaaaah Bukle ah neler gelecek başına bir bilsen!!! :))

Hani bir söz var ya, kul kurar kader gülermiş diye. Düğün hazırlıklarının özü budur bence. Şanslıydık kabul ediyorum. İyi gitti. Ben bu dönemde gerçekten değiştim. Ben Osi'yi tanıyınca değişmeye başlamıştım zaten ama düğün hazırlıklarında sakin kalabilmem ( gerçi bana göre sakin kaldım tabii ki) büyük başarıydı. Tek tek yazmak istemiyorum şu an, soran olursa öneri verebilirim. Zaten kimden ne öneri alırsanız alın, başınıza gelmeden anlamıyorsunuz arkadaşlar.

Öğrendiklerim var, arkadaşlarımı tekrar tanıdım mesela, yakınlarımı tanıdım, dost dediklerimi örneğin.. Akrabalarımı.. Sevmediğim ve önyargılı olduğum bir kaç insanın, en zor anımda kapımda bittiğini gördüm mesela! Ben çağırmadan üstelik!! Evlenmiş, başından geçmiş, biliyor, tahmin ediyor ve yardıma geliyor. Hiçbir şey beklemeden!! Utandım. Çok utandım bazen gerçekten.

Nişanlımı daha çok sevdim bu dönemde mesela. Her istediğimi yapmadı hayır. Mantıklı bulmadığı hiçbir şeyi yapmaz zaten. Konumuz o değil. Ama destek olduğunu gördüm, yeri geldiğinde siper olup ikimizi yalnız bıraktığını ve mantığını hiç elinden bırakmadığını gördüm. Eminönünde deli gibi alışveriş yaparken,  tüllü püsküllü bişeyleri parmak ucuyla tutup "konseptimize uyuyor mu bu acaba?" demeleri de çok tatlıydı.. Hiç sevmez süsü püsü aslında..

Evi tut, tadilat yap, çeyiz yerleştir ıdıbıdı herşey bitti. Gelinlik falan hazır. Son hafta geldi çattı ve hiç iş yok. Oh dedim kendi kendime, bizim evin altında bi sosyal tesis var, giderim azıcık yatarım, biraz güneşlenirim dinlenirim ohhhh, haftasonuna da düğün var.

Son haftanın ptesi günü telefon geldi düğün mekanının körolasıca sahibinden, bizim bahçeyi YANLIŞLIKLA iki düğüne kiralamışmışmış, bizi başka bahçeye alacakmışmışmış!!!! Başka kır bahçesi de yok adamın bu arada. Ve biz herkese kır düğünü yapacağımızı söyledik, bu mekanı aylarca aradıktan sonra bulduk falan filan..

Son haftam ağlayarak başladı.  Böğüre böğüre ağladım. Ben ağlayınca Osi de ağladı. Adamın gırtlağını sıksan ne çare? Hata yaptım verin beni mahkemeye diyor adam... Düğünü iptal edelim dedim, gerçekten hiç hevesim kalmadı, madem kır düğünü de olmayacak, gidelim bir lokantaya eğlenelim şöyle canlı müzik falan. Yeter dedim. Osi karşı çıktı, kimseye dert anlatamazsın aramızda bir sorun var zannederler dedi. "Elalem ne der diye düşünmüyorum" desem de, işime gelmedi evet. Çünkü sorunsuz düğün olduğuna kimse inanmıyor arkadaşlar, herkes laf peşinde ve kavga gürültü olmadığını gördüklerinde hala inanmıyorlar, daha da ilginci, siz saklıyorsunuz zannediyorlar. Bu yüzden olmayan bir sıkıntıyı var gibi göstermek istemedim.

Ablamlar ve birkaç can arkadaşımız sağolsun, gittik yine eminönüne, alışveriş alışveriş, düğün günü erkenden gittiler süslediler mekanı.. Çünkü o saatten sonra org. firmaları da fahiş fiyatlar çektiler. Düşene bir tekme de biz vuralım durumu kısaca..

Yaptık düğünü. Düğün mekanına tekneyle geldik o güzel bir anıydı. Geri kalanından ben zaten bişey anlamadım ki, onu öp bunu öp, fotoğraf çektir ve göbek at. :)

Şimdi aklıma geldi de, önceki postumda demişim ya, sıkıntılar olduğunda çok takılmamaya çalışıcam diye, tamam düğün mekanı çok büyük olaydı benim için, kır düğünü hayalimi bir hiç yüzünden çöpe atmak zorunda kaldım ama diğer sıkıntılarda iyiydim be!  Düğün günü makyajım tutmadı mesela!! Hem de ciddi profesyonel bir makyözle çalıştım. Bilinen bir tv kanalının makyözüydü ablamında çok yakın arkadaşı. Hatta şu an oturduğum yerde de komşum :)) Hatun özendi bözendi, smoke eyes istemiştik, yaptı, fotoğraf çekimine gittim, kirpik uçuyor! Fotoğrafçım çok tatlıydı, kız hem çekiyor arada gelip gözüme bastırıyor!! Duvak uçtu uçacak yarısında çıkardık zaten mecburen. Öyle bir rüzgar vardı ki o gün! Ama hiç takmıyorum bir görseniz beni (tanıyanlar bilir) hiç takılmıyorum. Şu anda evlenmek üzere olup bu yazıyı okuyan biri varsa bak ne olur! Fotoğrafçı başta çekiniyordu, yere oturur musun? Şuraya çıkmak ister misin? falan diye sorup duruyor. Hiç umursamadım. Yerlere oturdum, merdivenlere oturdum, tepelere çıktım... O gelinliğin eve geldiğimde etekleri falan pırtık pırtıktı. Oraya buraya takmışım habire.. Ne var ki? Bir kere daha mı giyeceğim? Foto çekiminde duvak uçmaya başladı baktım saçımı bozacak, çıkar dedim fotoğrafçıya. Fotoğrafçı şaşırıyor halime!! daha nikaha gitmedik bu arada :)) Makyöz ve kuaför eve gelmişti, evde hazırlanıp çıktım ben. Önce foto çekimi ardından nikah ve düğün oldu. Çıkardık duvağı çektik fotoğrafları. Dönüşte vakit vardı gittim yine kuaförüme taktırdım yeniden. Makyajıda bi toparladık çıktım oradan gittim nikaha. Rahat olun. Bende bundan sonra böyle olacağım. O gün üzerime nur inmişti resmen :))) ben normalde çok sinirli ve kontrol manyağı bir insanımdır bilen bilir arkadaşlar. Ama biraz da bırakmak lazım yaa. O kadar istedim istedim, hakkını yemiyim nişanlım tek kelime etmedi kır düğününe. Aradık taradık bulduk mekanı, kır düğünü yapıcaz diye biliyoruz, düğüne 6 gün kalmış bir telefonla iş bitti. Var mı ötesi? Yok. Yanlış yaptım diyor adam, gel vur beni diyor. Ne yapacaksın? O yüzden boşverin vallahi bak.

Neyse.

Balayı için datça ve yöresine gittik. Bangır bangır plaj müziklerinden, son dönem beachlerinden, tikilerden hoşlanmıyorsanız tavsiye ederim. Biz ovabükünde kaldık, tüm bükleri dolaştık, inanılmaz koylarda denize girdik, inanamıyorum hala, denizin kenarında minicik bir yaban kedisi yavrusu gördük, (annesi orada olmadığı için hala sevinçliyim) düğün yorgunluğunu, aylarca süren koşturmayı sulara attık geldik. Arabayla gittiğimiz için geze geze gidip, istediğimiz koylarda yüzüp, beğendiğimiz yerlerde kalarak yukarı çıktık. Eşiniz araba kullanmayı seviyorsa ya da çift şoförseniz tavsiye ederim. Araba = özgürlük. Oralarda park sorunu da yok :)

Tüm konuları tek postta anlatmayayım, malum artık sık sık yazıcam. Şimdilik görüşmek üzere blog!

Bkl <3

13 Aralık 2013 Cuma

Allah'ın emri Peygamberin kavli ile, kızımız Arzu'yu oğlumuz Osman'a...

Hayatımda bu kadar heyecanlanmış mıydım? Hatırlamıyorum.
Çok sınava girdim.. Çok mülakata girdim... Topluluk önünde çok konuştum...
Hiçbiri böyle değil.

Görücüye çıkmak çok değişik bir "şey"
Gerçekten "şey" yani adını bilmiyorum ama var olan, nesnel bir varlık sanki. Somut yani.
Ben onun ailesiyle tanışmıştım, o benim ailemle tanışmıştı.. Görücüye çıkan kimse yok ama yine de adı bu. Zaten biz çıkmışız, gezmiş tozmuşuz, adını koymuşuz, iş sadece ailelerin resmiyetine kalmış ama gel de bunu o kalbine anlat!

Günler öncesinden hazırlıklara başlarken kendi kendime bir söz vermiştim. Dar anlarda çabuk agresifleşen ve parlayan bir yapım var. Stresten herkese bağırır çağırır, sonra üzülürüm. İşte böyle olmamaya karar verdim. Çünkü evlilik süreci, görücü gelmeleriyle birlikte ciddi olarak başlıyor, bunun arkasından sözü gelecek, nişanı gelecek, bohçasıydı şusuydu busuydu vs vs vs. ve bunların hiç biri Osi'nin umurunda olan şeyler değil :)  Ona kalsa, aynı gün içinde, gelsinler istesinler, söz olsun, nişan olsun hatta giderken alıp gitsinler falan diye düşünüyor benim sevgilim :) ve açık açık söyledi "Arzu tüm bunlara sadece sen istediğin için, sen mutlu olacaksın diye katlanıyorum bitanem" diye. Evet istiyorum ve evet mutlu oluyorum. O zaman stres yok! O zaman surat asmak yok! Herhangi bir sorunda hemen umutsuzluğa kapılmak yok! Yapabilir miyim? Evet. Yaptım zaten. Bugün kuaför koltuğunda otururken elektrikler gidip 45 dakika sonra geldiğinde sooooon derece rahat olmam bu sebeptendi. :) Zaten vakit vardı, bekledik. O ara diğer işlemlerim yapıldı.. sıra föne geldiğinde, kuaförüm başka bir salonda yapmayı teklif etti, tam dükkandan çıkmıştık ki, elektrik geldi ve geri döndük. İşte bu kadar. Gelmeseydi de problem değil. Çözülemeyecek sorunlar değil. Bu yüzden can sıkmaya gerek yok. Hoşuma gitti bu kararım.  Dur bakalım yapabilecek miyim?

Gece güzeldi. Osi, annesi, ablası, abisi ve yengesiyle geldi. Günlerdir gezip dolaştığım halde son gün bulduğum elbisem iyiydi, rahat hissettim kendimi. Saçımı da rahat edeceğim bi model yaptık zaten. Fotoğrafı yarın eklerim.. Osi takım elbisesi içinde çok şıktı. İki ailede birbirini ilk kez gördüğü için arada sessizlikler oldu ama genel olarak iyiydi. Kimi zaman kahkahalı geçen güzel bir geceydi. Menüde annemin meşhur ıspanaklı böreği, mercimek köftesi, çerkez tavuğu ve benim yaptığım damla çikolatalı kurabiyeler vardı. Arkasından da annemin yaptığı gül tatlısını çıkarttık. Osi  11 tane kırmızı gül getirmiş bir de söz çikolataları... Henüz yüzük takmadık. Yüzük merasimi için teyzemlerinde olmasını istiyorum. Söz nişan merasimi bir olacak sanırım. Onu da fazla uzatmayız.

Haydi bakalım, darısı isteyen herkesin başına...


7 Aralık 2013 Cumartesi

Barışalım mı?

O kadar uzun zaman olmuş ki girmeyeli, şifremi unutmayı geç, hangi mail hesabımdan girdiğimi bile unutmuşum. Rezalet..

Yazmayı sevmediğimden değil, çoğu zaman kendim yazıp kendim okuduğumu düşündüğümden ve bir de istikrarlı olmamamdan kaynaklanıyor evet. Bir hevesle başlayıp yarım bıraktığım o kadar çok şeyim var ki benim...

Al işte, bukle mesela.

Ne oldu? Açtığım gibi kapattım. Hemde birdenbire. Yeni malzeme siparişi vermeyi düşünürken, koli toplamaya başlayıverdim. Fikir yanlış mıydı? Hayır. Ama dışardan bakmakla içine girmek çok farklı işte. Yanlış lokasyon, hedef kitlenin dışında kalman, artık neredeyse tüm ev kadınlarının pasta yapıp çocuğunun sınıfına götürmeye başlaması ve oradaki tüm potansiyel müşterileri hemen hemen toplaması, kalitesiz malzemeyle fiyat düşürenler, belediyelerin evrak işlerinde tonla para kaldırması, sermayenin kısıtlı olması vs vs vs o kadar uzar ki bu liste.. olmadı işte. Denedim ve olmadı. En azından bunu diyebiliyorum. Denedim ve olmadı. Denemeseydim içimde kalacaktı. Şimdi bir cafeye girdiğimde daha farklı bakabiliyorum her şeye. Cafe işletmek gerçekten çok ayrı bir olay. Başka bir meslek. Ekose örtüler ve çiçeklerle iş bitmiyor yani. Arka tarafta kaynayan muhasebe kayıtları, maliye evrakları, gelir- gider tabloları işin ciddi kısmı. Bende pembe gözlüklerle başlamamıştım tabii ki, zorluğunu biliyordum az ya da çok ama ticaret denen şey, okulda öğrendiğimi sandığmdan çok farklı.

Ben sanat kısmında yer almak istiyorum. Kimse beni rahatsız etmesin, ellemesin, ben sadece model çalışayım. Bunların hesabını yapan, pazarlayan başkaları olsun. Ruhum emekçi sınıfındanmış meğerse..

Neyse.

Blog fırtınası diye bir şey başladı, twitter, instagram sayesinde unuttuğumuz bloglar sanki tozundan arınıyor gibi şimdi. Çok sevindirici! Hayır ben 30 gün boyunca her gün yazabileceğimden emin değilim. Aralık ayı çok enteresan geçiyor benim için, haftaya isteme falan durumları var, hemen arkasından söz- nişan aman aman! Yarım bırakmak istemiyorum artık, o yüzden hiç başlamıyım daha iyi.. Ama sanki bende barışabilirim blogumla gibi.. dur bakalım.

Sevgiler
Bukle

31 Ağustos 2012 Cuma

Bukle'den Süslü Kurabiye Çekilişi!

Merhaba Arkadaşlar!

Uzun zamandır yapmayı planladığım fakat yoğunluktan bir türlü hayata geçiremediğim projemle karşınızdayım :)

İzleyicilerimden bir kişiye 10 tane şeker hamuruyla süslenmiş kurabiyelerimden göndermek istiyorum. İlk defa hediye göndereceğim için heyecanlıyım. İlk ama son olmayacak ;)



Sizlerden ricam facebook sayfamı  beğenip arkadaşlarınıza önermeniz.

Sayfamı beğenen arkadaşlarınızın isimlerini, kendi isminizle birlikte bana facebook üzerinden mesaj atarsanız, bukle@bukle.org adresinden mail atarsanız ve ya buradan yorum yazarsanız, bende listeme ekleyebilirim... En çok arkadaşını yönlendiren kişi kurabiyelerin sahibi olacak. En çok arkadaşını getiren kişiler eşitse aralarında çekiliş yapılacak :) Sınır yok! Şimdiden herkese bol şans! Kurabiyeleri istediğiniz şekilde süsleyip adresinize kargoyla göndereceğim arkadaşlar! Son katılım tarihi 29 Ekim!



9 Ağustos 2012 Perşembe

Bukle'ye bir iki!

Biliyorum... biliyorum... insan aylarca bloguna uğramaz mı? Hiç özlemez mi? Merak bile etmez mi aaa?

Hepsi var. Uğradım aslında gizli gizli ama kısa süreliğine. Takip ettiğim bloglara bile çok üstün körü bakabildim maalesef..

Öyle bir koşturmacanın içine giriyorsunuz ki bazen, hele ki bu koşturmanın ilk dönemlerinde, henüz hiçbir şeyi oturtamamışken, sadece yemek yiyen, uyuyan ve geri kalan zamanda da bir şeylere yetişmeye çalışan biri olup çıkıyorsunuz.

Dükkana geçtiğim dönemde annem Ayvalık'a gitti ve ben hem ev hem de iş arasında kalıverdim. İlk zamanlar yalnız olmamın getirisiyle biraz daha rahatlamışken, sonra babamın geri dönüşü ile resmen evli ve çalışan bir kadın olup çıktım. Evli diyorum, bir erkeğin arkasını toplamak ne zor işmiş canlarım! Mutfağı topla, odaya geç, o sırada mutfağa girsin bişeyler yapsın, git tekrar mutfağı topla. Evi temizle, yemek yap.. Çamaşır, ütü.. Kendine ayıracağın vakti uykundan çalabiliyorsun ancak.. Akşamları yatağımda radyo dinleme keyfim bile çok kısıtlı sürelere indi. Erken uyumalıyım çünkü erken kalkıyorum ve dükkana gelip burada çalışmaya başlıyorum falan..

Şikayet etmiyorum, zorlanıyorum sadece :) Bu yüzden ne doğru dürüst internete girebiliyorum, ne doğru dürüst hobilerime vakit ayırıyorum.. Neyse zamanla herşey daha çok düzene girdi. Bir gece önceden diğer günün yemeğini yapıyorum mesela. İşten geldiğimde sadece salata ve sofra kurması kalıyor. Biraz da çok yaparsam iki gün idare ediyor bir tencere yemek. Çamaşırlar yıkandığı gün ütülenirse hem çok kırışmıyor, hem de insanı gözünde çok büyümüyor.. böyle böyle şeyler işte :)

Dükkan ne durumda derseniz eğer, iyi valla ellerinizden öper. Henüz bir çivi dahi çakılmadı, bunun sıkıntısı ve stresi içindeyim :) hala tanıtım yapmaya çalışıyorum, ticareti öğrenmeye çalışıyorum, kazık yememeye çalışıyorum, sipariş almaya çalışıyorum falan filan :)



Umut verici şeyler olmuyor değil. Umut demişken, umut ne kadar güzel bir isim değil mi? Umut verici bir isim.  evet. umut yani..


Neyse bir daha ki yazıya :)

Öperim hepinizi!

31 Mayıs 2012 Perşembe

Bukle

Öyle mutluyum ki!
Yapması zor değil herkes yapabilir. Ama benim yapmam zordu işte! Yani iyi olsun istedim, özendim çok özendim. Bir ara web tasarımcıdan şifreyi aldım, yemin ederim saatlerce uğraşarak (önce menüyü çözdüm tabi, ne anlarım ben site yapımından yaa) oturdum tek tek düzenledim. Adamcağız da benim bozduklarımı tekrar düzeltti sağ olsun :)) ama benim ne istediğimi benden daha iyi kim bilebilir ki? Nasıl anlatabilirim ki? En iyisi alıp yapmak işte :)))

Neyse dükkan tadilata girecek sonbahara doğru (pastaneye benzeyecek o zaman) umarım o zaman fırçayı, malayı elime alıp, ustayı kenara oturtup "bak abi ben böyle istiyorum" demem :))))

Kendi işim ya, neden uğraşmıyım ki? Yorulsam ne olur ki? Dinlendim geçti işte.

Bugün dosta düşmana sitemi tanıttım blog. :)) Bir de facebook sayfası açmıştım, onu da tanıttım.. bir sürü yere mail attım, eşime dostuma anlattım.. Yeni öğrenenler oldu, şaşıranlar oldu, "uzun zamandır bekliyorduk" diyenler oldu.. güzel tepkiler aldım hoşuma gitti :)

sana da haber vermek istedim! buradan bundan sonra pastalarımı tanıtacağım siteme ulaşabilirsiniz. Umarım güzel etkinliklerin haberleri yer alacak. Facebook üzerinden ise buradan görebilirsiniz.

Burası ise benim özel dünyam. Çoğu kişinin bilmediği yerim. Her zaman var olacak, rahatça saçmaladığım, utanmadığım mekanım olarak kalacak.

Ben pastanemin sitesini açtım blog! Hani çok değil iki üç ay önce açamıyorum diye ağladığım, karamsarlığa kapıldığım pastanem.....

Teşekkür ederim... Destek olan her her herkese :)


27 Mayıs 2012 Pazar

Dükkan

Merhaba blog,
Naber napıyorsun diye sorsam sende cevap versen iyi olurdu :)
Aslında yeni tarif girmek istiyorum, bu ara baya fazla cupcake yapıyorum dükkanda. Mini boylar ya da tam boylar, çikolatalılar falan filan.. Komşuların çocukları pek sevdi bu işi :)) Ne versem yiyorlar ve eleştirmiyorlar pek mutlu oluyorum :)

Evet konumuz eleştiri :)
Cumartesi günü yani dün, tekrar cupcake yaptım, üzerine de yeni bir krema denedim. Fotoğrafta tam istediğim gibi duruyordu, kağıt gibi. Keskin, net. Göstereyim:


İstediğim krema tam bu şekilde olmalı. sıktığında kıvrımları belli olacak kadar sert bir krema olmalı. Ya o kadar çok tarif denedim ki!!! Neler denedim!! Gerçi bu sefer tam olacak gibiydi blog.. Tarif şuradan. Benmaride yumurta akıyla şekeri çırpıyorsun, sonra benmariden alıp çırpmaya devam ediyorsun, beze kıvamına geldiğinde azar azar yağı ekliyorsun. O yağı eklemeyeydim iyiydi.. Yağdan önce sertti, yağı ekledim  bıraktı kendini.. Sulu bişey oldu!! Dolaba attım toplamadı. bilmiyorum bir türlü bulamadım şu tarifi..

Krema sertleştirici mi kullanmak lazım acaba.. Katkı maddesi de kullanmak istemiyorum gerçi ama...

Neyse attım o kremayı ben. Süt kremasına pudra şekeri ekledim onu sıktım, çocuklar yine beğenerek yediler. Canlarım benim! :))

Babama yutturamadık tabi.. Babam İstanbul'da bir süreliğine.. Dükkanda kelimenin tam anlamıyla HER ŞEYE karışıyor. Sürekli eleştiri durumları.. Biraz sıkıldım galiba. Biraz kelimesi fazla oldu galiba :))

Beni mi deniyor, eleştirdikçe hırs yapacağımı mı sanıyor, dükkana yerleştiğim için intikam mı alıyor? Bilmiyorum :)

Bu durumdan pek hoşnut değilim. Sayılı gün olduğunu bildiğim için üstelemiyorum. :) Sonbaharda Ayvalıktan kesin dönüş yaparlar, o zaman halimiz ne olur bilmiyorum :))) Neyse daha var!

Dükkan aynı blog bildiğin gibi. Butik pastaneye benzemiyor, daha çok zeytinyağı satılan bir yer şu an. Hayal ettiğim gibi değil, öyle olması kolayda değil zaten biliyorum. Zamanla olacak. Her şey maddiyata bağlı sonuçta, bir anda olmuyor. Ufak ufak dokunuşlarım oluyor işte. Amaan açtım ya! gidiyorum ya! :)

Site hala yayına giremedi. Bu  haftaya yetişmesi için sıkıştırıyorum, bakalım..

Dükkanın açılış aşamalarını, çektiğim sıkıntıları, başardıklarımı, siparişlerdeki korkularımı anlatacağım yer burası.. İlerde, her şey rayına oturduğunda açıp okuyacağım tekrar tekrar.. Bu günleri unutmak istemiyorum. İlk adımlarımı yeni yeni atıyorum blog. Çok zor ama güzel. Tatmin edici.. Biraz müşterim olsa daha da iyi olacak inşallah :)

Öperim

17 Mayıs 2012 Perşembe

İlk!

Selam blog,
Uzuuuuuuuuuuuun aradan sonra geldim biliyorum. 
Bir çok şey değişti bu arada hayatımda. 
Yoğun dönemlerim oldu. 
Güzel gelişmeler oldu! 
Kötü gelişmelerde... 

Artık çalışan bir kadınım ben. Aslında çok coşkulu bir yazı yazmam lazım buraya ama neden bilmiyorum pek hevesli değilim buna. Güzellerin yanında kötülerde olduğu için olabilir. 

Şu an zeytinyağı ve mamülleri satan bir dükkanım var benim, siparişle kurabiye ve pasta da yapıyorum. Bu dükkanda şu an bangır bangır Metallica - Day that never comes çalıyor şu an. Konsepte ters olabilir :) Bugün canım böyle istiyor. :)

Evet dükkanımı açtım ben!



Öyle ya da böyle dükkanımı açtım yani. :) Hep hayalini kurduğum dükkan.. Şu an istediğim kıvamda değil ama babamdan devraldığım günden bu yana baya değişiklik yaptım. Yavaş yavaş daha da iyi olacak. 

İlk pastamı yaptım!! İlk gerçek pastam yani. İlk kez yapıp, yiyemediğim pasta. Nasıl kesildiğini bilemediğim pasta, içi nasıl görünüyordu sadece tahmin edebildiğim pasta. Hatta itiraf etmek gerekirse, tamamladıktan sonra bakıp bakıp çok beğenip, vermeye kıyamadığım, verdikten sonra da biraz hayıflandığım pasta :))  

Daha hazırlamadan önce kafamda kurarken, nedense sürekli düşüreceğimi düşündüm. Ciddi ciddi korktum, kendi kendime panikledim.. Ellerim titredi sürekli, ya yapamazsam diye hayıflandım, küçük bir kız çocuğunun partisi mahvolursa çok üzüleceğimi anladım. Hamur karıştırma kabımı çıkardığımda, tarifi uygulamaya başladığımda her şey geçti. Çok tuhaftı. O an kendime güvendim işte. Seviyorum bu işi dedim, ne kadar kötü olabilir ki? 




Ufak tefek aksaklıklar dışında kötü bir olay yaşanmadı. İyiydi. İlk pasta maceram umduğumdan kolay geçti. :) 


Anneler gününde komşu çocuklarına kurabiyeler yaptım. Hepsi birbirinden kopya çekerek "canım annem" yazdırdı kurabiyelere :)) Tek tek paketlerken, etiketlerini hazırlarken kendimi çok iyi hissettim. O minik eller hevesle paketi aldığında, dikkatli dikkatli evine taşıdığında çok çok iyi hissettim :) 

Ardından tanıdığımızın gelininin doğum haberi geldi. Kurabiyelerini hazırlamamı istediler. Anında kabul ettim! Biberon ya da bebek arabası çok bilinen modellerdi, kendime de çok güvendiğim için (!) gittim bol ayrıntılı, el oyalayan ama hakkını da veren bir model seçtim. Minik minik melekler hazırladım o melek için. Etiketlerine 17.05.2012 tarihini basarken, daha o günün gelmediğini, o bebeğin doğmadığını düşündüm. Bir melek için hazırlık yapmak ne kadar harika bir duygu dedim kendi kendime.. İyice özendim, sabah çok erken uyanıp dükkana gelmek için yola koyulduğumda ne yorgunluk vardı bende, ne de trafikte küfreden otobüs şoförünün sevimsizliği... Dün akşam kutuyu anne adayına teslim ettiğimde, heyecanla açtı ve çığlık attı. Oturduk ağladık karşılıklı.. Hadi o heyecandan, mutluluktan falan ağladı. Ben neden ağladım anlamadım :))  Sanırım bu kurabiyeleri de vermek istemiyordum :))




İnternet sitem sanırım bugün hayata geçecek. Fotoğrafları siteye link olarak vereceğim. Şu anda foto yok bu bilgisayarda. Siteyi de bir iki kez buradan tanıtacağım. Burası benim kendi dünyam. Bir çok tanıdığımın bilmediği, bilmesini istemediğim platform. Burası bana özel kalsın.. 

İşte günlerim böyle geçti. Çabalıyorum, koşturuyorum, etrafı tırmalıyorum sürekli, emeklerimin boşa gitmeyeceğini de biliyorum, buna çok inanıyorum. İlk adımlarımı atmaya başladım, henüz çok güvenli ve sağlam olmuyor tabii ama gün geçtikçe daha kararlı olacak biliyorum. 

Güzel gelişmeler değil mi? Bir gün dükkanımın da fotoğraflarını koyarım :) 



Görüşmek üzere blog.. Fotoğrafları akşama eklerim. Güzel bir gün olsun.. 

Bukle

31 Mart 2012 Cumartesi

Peynirli Muffin

Şimdi kalkıp yapsanız, yarım saat sonra sıcacık muffinleriniz olur benden söylemesi!

Malzemesi az, zaten klasik malzemeler.. çeşitlendirmeye çok müsait ( evet bu cümlenin anlatmaya çalıştığı şey, buklenin her türlü malzemeyi katarak yeni denemeler yapacağıdır)

Hafif, pufidik, böyle yumuşak yumuşak, dolu dolu pek güzel muffinler oldu bunlar blog!

Fotoğrafları kötü çıkmış olabilir ama gerçekten denemeye değer.

Malzemeler:


  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı süt (ben 1 bardak yoğurt koydum) 
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 3 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • tuz (arzu edilen miktarda)
  • beyaz peynir, dereotu (zeytin ve kekikte eklenebilir bence)  (hatta kenarda kalan kurumuş kaşar peyniri parçaları, tulum peyniri parçaları ufff çok yakışır)
Klasik muffin mantığıyla, yumurtaları çırpmaya başlıyoruz. Fazla köpürtmeye gerek yok, biraz çırpsanız yeter. Süt ve sıvı yağı ekliyoruz. Biraz çırpıyoruz. 

Un, tuz ve kabartma tozunu ayrı bir kaba eliyoruz. Tuz miktarı kişiye göre, peynirin tuz oranına göre değişecektir. Sonra elediğimiz bu karışımı, sütlü karışıma ekleyip karıştırıyoruz.  Peynir ve dere otunu eklediğimizde hamurumuz tamam demektir. Muffin kalıplarımıza doldurabiliriz. Hamuru hazırlamaya başlarken 170 derecede fırını ısıtıp, tepsiyi fırına atarken ısıyı 150 derece civarına düşürüyoruz, kürdanımız temiz çıkana kadar pişiriyoruz. Afiyetle :) 



25 Mart 2012 Pazar

Bazen

Çığlık atarsın ama sesin çıkmaz bazen..


Eski sevgili nişanlanmış bu gece :) 

22 Mart 2012 Perşembe

Siz hiç çiğ köfteyle beyaz şarap içtiniz mi?

Sabahtan beri saatin 17:00 olmasını bekledim. 17:00 dedin mi araba gelecek ve çıkacağım. Kıyafetim ve saçım bir gün önceden denendi, onaylandı, hazır. Önce arkadaşım Ebru'yu evinden alacak, oradan da Levent Köşebaşı'na geçeceğim, O'nunla buluşmaya..



Saat 16:00 olana kadar sağa sola yayılan ben, bir anda apar topar makyaj yapmaya başladım, hemen üzerimi değiştirdim,  saçımı yaptım ama beğenmedim, hangi ayakkabıyı giyeceğime karar veremedim, arabanın gelmesine 5 dakika kala, saçıma abuk bir şekil vererek ve topuklu ayakkabıları çıkarıp çizmeleri çekerek fırladım! 

Hiç güzel olmadım.

Trafik berbat durumdaydı, güç bela yetiştik. 

Mekana girdiğimde kapıda duran bir kaç kişiye gözüm ilişti, bir kadın.. Uzun boylu, zayıf, narin.. Kısacık saçları, boynundaki çiçeği, gülümseyen gözleri.. Ayşem Öztaş... Benim her platformda takip ettiğim, bir sürü tarifini denediğim, abuk sabuk yorumlar yaptığım, sorular sorduğum ve hep kibar cevaplar aldığım kadın.

Valla ne yalan söyliyim, bu geceye katılmakta temel sebebim oydu. Şarap içmesini çok severim, beyaz şarapla çok haşır neşir değildim ( bu geceye kadar) fakat kırmızı şarap gerçekten her durumda içilecek bir içkidir benim için. Ama benim bu gece orada olmamın ennnn büyük sebebi Ayşem Öztaş'la, yani benim Ayşem Hocamla tanışmaktı. Tanıştım! Öptüm bile! Ve sonra eşine dönüp ne dedim, "Ben sizi de tanıyorum!!"   yani söyleyecek söz bulamıyorum, heyecanlandığım anlarda şöyle saçmalamasam ne kadar iyi olacak...

Neyse efendim, uzun lafın kısası, Buzbağ Şarapları'nın düzenlediği Efsane Gurmelerini Arıyor yarışması kapsamında düzenlenen geceye katılmaya hak kazandım. Çok sevgili sevgilim bir gecesini bana ayıramayınca arkadaşımla katıldım. Süper yemeklerle inanılmaz şarapları deneyimledik, çok güzel bilgiler alarak ve kocaman gülümseyerek erkenden ayrıldık! (ayrılmak zorunda kaldık)





Çiğ köfteyle şarap içtim ben bu gece! Gavurdağı Salatasıyla! Lezzetli kebaplarla.. 

Toplamda 5 şarap denedik, şarap kadehini tutmaktan başlayıp, nasıl koklayacağımıza, nasıl tadacağımıza kadar çok güzel bilgiler edindik. Rezerv gerçekten çok güzeldi, daha önce denememiştim.. En kısa zamanda alınmalı ve saklanmalı.. Zaten 15 yıla kadar yıllandırılabiliyormuş fakat bizde 15 sene saklanacağını zannetmiyorum.. :)





Otururken yaptığım hatadan dolayı Ayşem Hocamla aramıza mesafe girse bile, uzaktan hayran hayran bakmama mani değildi hiçbir şey.. Konuşması, şakaları, muzip halleri.. 10 numara ya, tam aklımdaki gibi. Ne düşündüysem o çıktı karşıma... Elimde makinem olmasına rağmen fotoğraf çektirmediğime yanıyorum.. Neyse ki sertifikamı alırken çektiler, o fotoğrafı bulmam lazım! Buzbağ Şarapları'nın Facebook sayfasından şöyle bir fotoğraf paylaşayım sizlerle, Ayşem Öztaş , bize gerçekten çok güzel bilgiler veren Kayra Wine Center Eğitim Müdürü Ayça Budak ve Ahmet Bey



Biscottiler hazırlamış bizlere, kart yazmış, adımızın baş harflerini yapıştırmış.. Arkadaşıma eşinden sürekli telefon gelince erken kalkmaya mecbur kaldık, ilk kalkan biz olduğumuz için herkese ilan edildik :))) İlk sertifikasını alan ben oldum, güzel bir de fotoğraf çektirdik :) Hele sertifikamı aldıktan sonra bir de sarılmışım doya doya daha ne olsun be blog :)



Çok güzel bir geceydi, emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.. Buzbağ ve Kayra Şarapları gerçekten güzel bir organizasyona imza atmışlar, bunun yanında çok sıcak insanlar, ortam gerçekten samimiydi, yemekler çok lezzetliydi, şaraplar çok çok güzeldi..

Sohbetlerimden öğrendiğim kadarıyla, bu tarz tadımlar ve daha kapsamlı eğitimler sık sık yapılıyor. Facebook üzerinden Buzbağ ve Kayra Wine Center sayfalarından haberdar olabilirsiniz. En azından ben böyle yapacağım. :)

Yani benim için ilkti, son olmayacak :)

11 Mart 2012 Pazar

Who won?

Selamlar blog,
Beylik laflar edip, kendi kendime gaza geldiğim pasta yapma maceramda ebemin bale pabucunu görmüş olarak karşınızdayım.

Cesaretimi kutluyorum, gözü kara olmak güzel bişey fakat dün doğum gününde uydurduğum hiçbir şeye iltifat edilmedi :))

Tarifler elimdeydi, tarifleri birebir uygulasam sorun da çıkmayacaktı ama nerden geliyor bu bilmişlik, bizde genetik mi, özgüvenim fazla mı yüksek? ben anlamadım. Tek bildiğim, bu huyumdan vazgeçmem gerektiği..

Pastalarımın keklerinde genellikle pudingli kek tarifimi kullanıyorum ve sonuç mükemmel. Özellikle kakaolu pastalarda gerçekten iyi sonuç veriyor. Ama ben sürekli pudingli kek yapmak istemiyorum. Normal reçetelerim olsun derdindeyim, yeni tairfleri denemeyi seviyorum. Bu şekilde, bana en çok yakışan tarifi bulabileceğimi düşünüyorum.

Adresim Cafe Fernando oldu. Daha önce pastasını yaptım, adam inanılmaz ayrıntılı anlatıyor, yapılış zor olsa bile bir anda kolaycacık uygulanıyor. Yine aynı siteye gittim.

Pastalarını araştırdım, çikolatalı ve çilekli pastasını yapmaya karar verdim. Zaten yeğenim "çok çikolatalı olsun" diye tutturmuştu, verilecek en iyi karar bu pastaydı. Hatam, kekin tarifini burdan alıp, ara krema ve üst kaplamasını yine aynı siteden limonlu butter cream tarifini yapmak ve çok biliyorum ya (!!) o kremadan da limon suyunu çıkartmak oldu.

Yani çikolatalı kek olacak, arasında buttercream olacak, üstü de aynı kremayla kaplanacak. Bu krema bu keke yakışır mı, soran yok!

Yakışmadı abi. Krema zaten krema gibi olmadı. Nasıl yani, şöyle, hep internette gördüğüm, tarifini bir türlü bulamadığım, kar gibi, köpük gibi, yoğun kıvamlı o kremalara benzemiyordu, kekin üstünü kaplarken alttan hep çikolatalı kek gözüktü. Adamın suçu yok,  zaten yazısında böyle bir iddiası yok!! limonlu pastasının üstüne krema sürmüş ama hindistan cevizi ile güzelce kapatmış. Zaten çikolatalı kekle kullandığı krema da çikolatalı.. bu krema bile değil!!

Neyse uzatmıyım.
Kekin üstü güzel kaplanmadı. Dolaba attım. Moralim bozuldu. Ukalalığıma kızdım. Pasta yapmasını bilmeden, dükkan hayallerine kapılmama kızdım. Gittim yattım.

Uyuyamadım, kalktım. Bir şekilde pastayı güzelleştirmem gerekiyordu. Eski dostum krem şantinin kollarına koştum. Kremayı pastadan sıyırıp, önce beyaz şantiyle kapladım. Sonra da pembe gıda boyası ekleyerek süsler yaptım. Sonuç: nispeten sevimli bir pasta çıktı.

Gel gör ki, kallavi bir akşam yemeğinden sonra pasta servise çıktığında, hem yoğun çikolatalı kek, arada çikolata parçaları, dışta iki kat krem şanti olunca inanılmaz ağır fakat lezzetli bir pasta olmuştu.

Krem şantiyi sıyırıp afiyetle lüplettik.

Bu pastadan çıkarılan ders 1: en kısa zamanda pasta kursuna gidip, bu işi profesyonel birinden öğrenmek
2: tarifleri kafana göre parçalamak yerine, bire bir uygulamak!



10 Mart 2012 Cumartesi

4 tarif var teker teker geliyorlar!

Selamlar saygılar!

Ölmedim yaşıyorum, fotoğrafları hazır olduğu halde bloga girmediğim yazılarım var, tembelim kabul ediyorum..
Birazcık kendi hayatımı yaşamaya karar verdim. Dükkanımı açmak için kursa gidiyorum, yakın zamanda pasta kurslarım da başlayacak, annem bana kek kalıbı aldı!! falan filan seviniyorum.

Cafe Fernando'dan harika tariflerim vardı, onları yaptım, 8 mart yeğenimin doğum günüydü ama hafta içi olduğu için kutlayamadık. Bu akşam misafirler olacak ona hazırlandım.


  1. Buzlukta "en iyi çikolatalı dondurma" var.
  2. Hayatımda ilk kez "koyulaştırılmış süt" yaptım, hatta tattım.
  3. Yine Cafe Fernando'dan tarifini aldığım çikolatalı kekle yaptığın pasta var. Pasta konusunda başıma gelmedik kalmadı, hepsini ayrıntılı anlatacağım.
  4. Pinterest'te fotosunu gördüğüm ama tarifine ulaşamadığım, renga renga rengarenk lolipop gibi kurabiyelerden yaptım,  fotoğraftakiler daha güzel gözüküyordu kabul, ama tadı güzel oldu.


Bu kadar. :)

Hepsini ayrı postlar halinde gireceğim. Güzel tarifler var bence sizde deneyin..

Öptüm teker teker :)

22 Şubat 2012 Çarşamba

İlk sipariş?

Arkadaşımla ayak üstü sohbet ederken konu döndü dolaştı pastalara geldi..
"Ücret karşılığı pasta yapmayı düşünür müsün?" dedi
Bende "yaparım tabi" dedim
Sonra pasta hakkında konuştuk.. Temmuzda evleniyormuş, düğün sonrasında kutlama yapmak için bir tane, bekarlığa veda partisi için ise bir tane daha pasta istiyormuş.. Fikir alıyormuş şimdiden..

Daha ortada doğru düzgün malzemem yokken pasta siparişi alırmışım ben blog..

Daha krema yerine krem şantiyle pasta kaplıyorken..

Dur bakalım.